18 May 2010

YA İSTANBUL BENİ ALIR, YA BEN İSTANBUL’U…

Yazar: Halil Mustafa Güler | Kategori: Osmanlı Tarihi

    Asırlar boyunca İstanbul birçok devletin gözdesi olmuş ve orayı ellerinde bulundurmak istemişlerdir. Yine şehri birçok yabancı seyyah gezmiş, hakkında sözler söylemiş ve şehre âşık olanlar uğruna şiirler yazmıştır. Pedro de Urdemalas 16. Asırda gördüğü İstanbul için diyor ki: “ İstanbul’u Roma’ya Venedik’e Milano’ya Napoli’ye Paris’e veya Lyon’a benzetmek yanlış olur. Saydığım şehirleri de gördüğüm için diyebilirim ki, hepsi bir araya gelseler; tarihi ehemmiyet, genişlik, mevki, güzellik, ticaret ve bolluk bakımından hep birlikte İstanbul’a yetişemezler.”
Busbecq, mektuplarında “Allah İstanbul’u sanki dünyânın payitahtı olmak üzere yaratmıştır.” demektedir.
      İşte böyle güzel bir şehir için Peygamber Efendimiz “İstanbul elbette fetholunacaktır, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; onu fetheden asker ne güzel askerdir.” (Müsnedi Ahmed bin Hanbel) buyurmuş, bu Hadis-i Şerifine imtisâlen birçok kumandan İstanbul için sefere çıkmıştır. Peygamber dostu Eba Eyyüb-el Ensari Hazretleri de ilerlemiş yaşına rağmen bu müjdeye nail olmak için orduya katılmış ve bu topraklarda ruhunu teslim etmiştir. Mübarek kabrinin İstanbul’da bulunması da bizim için ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir. Bunu bize Eyüp Camii içerisinde bulunan hatt-ı talik ile yazılmış şu beyit ne güzel ifade ediyor:
                              Yetişmez mi bu şehrin halkına bu ni’meti bari
                              Habibi erkemin yari Eba Eyyüb-el Ensari
     Böylesine muazzam bir şehir ve bu şehri fetheden komutandan bahsedeceğiz: Fatih Sultan Mehmed.
     Taht-ı Osmaniyye’ye geçmeden evvel hedefini belirlemiş, fetih için projeler üretmeye başlamış bir padişahtır. Küçüklüğünden itibaren aldığı terbiye ve eğitimin ise izahı bizim sayfalarımıza sığmayacak kadar fazladır. Onun için tahta geçtiği andan itibaren düşüncelerini ele almaya çalışacağız.
      Fatih Sultan Mehmed Bizans meselesi halledilmeden Osmanlı’ya rahat yüzü olmadığını biliyordu. Bizans’ın üzerine gidilmesi hususunu son olarak Edirne’de iken topladığı divanda devlet erkanına açtı. Konuşmasında:
“Dünya devleti ebedi değildir. Fani cihanda hiç kimse de ölümsüz değildir. İnsanın dünyada nefesleri sayılıdır ve ölümsüzlük kapısı kapalıdır. Yaratılıştan gaye, kişinin Allahü Teala’yı bir bilip, imkan bulduğu nisbette ecelden mühlet buldukça onun dergahına yaklaşmaya çalışmaktır. İnsanı Cenab-ı Allah’a yaklaştıran amellerin en faziletlisini bize Ashab-ı güzinden Ebu Said el-Hudri hazretleri peygamber efendimizden naklettiği bir hadisi şerifte şöyle bildiriyor: “peygambeimize bir kişi gelip ‘insanların en faziletlisi kimdir?’ diye sual edince, Kainatın efendisi: İnsanların en faziletlisi canı ve malı ile Allah yolunda gaza eden mü’mindir. buyurdular.
Şu fani alemde Ashab-ı Kiram, ömürlerinin sonuna kadar küfür ve delalete karşı cihad ve gazayı fırsat bildi ve bir anı bile boşa geçirmediler. Ömürlerinde gszasız geçen bir yıl yoktu. Hatta küffar ile aralarında gazasız bir ay bile geçirmediler. Ben de dilerim ki, “Uyun sizden bir ecir istemeyen o zatlara ki onlar hidayete ermişlerdir.” mealindeki ayet-i celilesine bağlanarak ruhu bedenden ayrılıncaya kadar gücümü i’layı kelimetullah ve ihya’yı sünneti Rasülullah’a (Allah’ın yüce ismini yaymak ve Rasül’ün sünnetini ihya etme) sarf edeyim ki, dünyada iyi bir hatıra, ahirette de bol sevab meydana gelsin.
Sözün kısası, Konstantiniyye’ye sefer açmaya niyet etmiş ve himmetimi bu noktaya çevirmiş bulunuyorum. Baharda hareket etmeyi düşünüyorum. İcab eden tedbirin alınmasını, hazırlıklara girişilmesini münasip görüyorum. Bu sefer (İstanbul’un fethi kararı) benim için şu anda birinci derecede halledilmesi icap eden bir iştir. Bu tamamlanmadıkça ikinci mühim bir işe girişecek değilim.”
diyerek kati kararını bildirmişlerdir.
     Hz. Fatih fetih hazırlıklarına Anadolu Hisarı’nın tam karşısına yapılan ve “Boğazkesen” diye anılan Rumeli Hisarı’nı yaptırmakla başlamıştır işe. Hisar yedi bin işçi ile dört ay gibi kısa bir süre içerisinde yapılmıştır. Hatta bu sarayın hızlı ve ihtişamlı bir şekilde yükseldiğini gören Bizans İmparatoru korkarak elçiler göndermiştir. Hisarın yapılmamasını isteyen imparatorun elçilerine Sultan Mehmed şu cevabı vermiştir:
  “İmparatorunuza söyleyin. Şimdiki Osmanlı padişahı öncekilere benzemez. Benim gücümün ulaştığı yerlere, sizin imparatorunuzun emelleri bile ulaşamaz” diyerek kararlığını bir kez daha gösterdi.
     Sultan Mehmed 1452 yılı kış mevsimini Edirne’de geçirdi. Avrupa’dan gelebilecek yardımları engellemek amacıyla Mora’ya Gazi Turhan oğlu Ömer Bey komutasında asker gönderdi. Edirne’de surları yıkabilecek ve “Şahi” adı verilen büyük toplar döküldü. 1453 yılı Şubat ayında her biri dört yüz asker tarafından kontrol edilen ve altı yüz öküzün çektiği büyük toplar ve diğer savaş malzemeleri Konstantiniyye’ye doğru yola çıkarıldı. Ayrıca donanma boğazda Bizans’a denizden yardım gelmemesi için bekliyordu. 2 Nisan’da Haliç Bizans tarafından zincirlr kapatıldı ve aynı gün projesi bizzat Sultan Mehmed’e ait olan Şahi topları İstanbul önlerine getirildi. 5 nisan’da ise Osmanlı ordusu İstanbul önlerine gelmişti. 6 Nisan’da şimdiki Topkapı yakınlarındaki maltepe’de otağını kurarak Cuma namazını burada kıldı. Mahmud Paşa’yı Bizans’a kan dökülmeden şehri teslim etmeleri için gönderdi. İmparator’un teklifi geri çevirmesi üzerine İkinci Mehmet fetih harekatını başlattı. Topçular, kara tarafındaki surlar boyunca gülle yağdırmaya başladılar. 11 Nisan’a kadar büyük topları devreye sokmadan atışlar devam etti. Surlarda açılan gedikler geceleri tamir ediliyordu. 11 Nisandan itibaren “şahi” toplarıyla büyük gedikler açılmaya başlanmıştı.
      Kuşatma başlayalı tam elli üç gün devam etmişti. Başta sultan ve askerler büyük bir kararlılık içinde savaşa devam ediyorlardı. O gün sultan fatih saldırı emrini vermiş fakat şiddetli direniş yüzünden içeri girilememişti. İkinci hücum da başarılı olamamıştı. Sultan Fatih ile Akşemsettin, Molla Gürani gibi büyükler de askerin içinde dolaşıyor ve askere moral veriyorlardı.
Fetih müyesser oluyor…
     Ve dördüncü saldırı devam ederken askerlerin içinde bulunan Ulubatlı hasan ve otuz kadar arkadaşı surların üzerine çıkmayı başarmış, atılan oklara rağmen sancağı surlara dikmişti. Bunu gören askerler büyük bir heyecanla açılan gediklerden içeri girdiler. 29 mayıs günü peygamber efendimizin müjdesine ulaşmış olan komutan artık “Fatih” ünvanını almıştı. Şükür secdelerine kapanarak askerlere şu emri vermiştir:
Gazilerim, Allah’a şükürler olsun ki şehri fethettiniz. Şehre girdiğinizde karşı koyanların haricine, aman dileyenlere, kadınlara, çocuklara, yaşlılara, hastalara dokunmayasınız.
     29 mayıs Salı günü Fatih Sultan Mehmet, Akşemseddin, Molla Gürani, diğer devlet adamları ve komutanlar ile birlikte tekbirlerle Topkapı’dan şehre girdiler. Hz. Fatih korkan halka eman verdikten sonra Ayasofya’nın Cuma’ya kadar camiye çevrilmesini emretti ve ilk Cuma namazı burada kılındı. Hz. Fatih camiye 1 haziran 1453’te tekbirler eşliğinde girdi. Hutbe manevi Fatih Akşemseddin hazretleri tarafından okundu. Cuma namazı ise Fatih Sultan Mehmet tarafından kıldırıldı.
Fatih Sultan Mehmed’in icatları…
    Fethin zor olacağını bilen padişah bir çok hazırlıklar yapmıştı. Bunlar içinde Dünya tarihinde görülmemiş müthiş icatları da vardı. Kendi hesap ve tertibi ile “şahi” adı verilen büyük toplar bunlardan ilk ve önemli olanıdır. Ayrıca surları aşabilmek için yürüyen kuleler yapmıştır. Yine hususi tertibi ile yapılan lağım ve siperler, askerini düşman ateşinden daima muhafaza etmiş, çok fazla ısınan ve geç soğuyan topları zeytinyağıyla yağlanmasını söyleyerek daha tesirli olarak kullanılmasını sağlamıştır. Muhasara için mancınıklar ve yürür kuleler yanında en önemli olanı da havan topunun da icadı en önemli buluşlarındandır. Gemilerin karadan yürütülmesi ise Hz Fatih’in ne kadar kararlı ve zeki olduğunu ortaya çıkarmıştır.
   Büyük komutan, yeni bir çağ açan padişah, bilgili bir âlim, şair (avni mahlasıyla), mucit ve büyük manevi haslet sahibi bu padişahın asıl maksadını kendi yazdığı bir şiiriyle anlamaya çalışalım:
                       İmtisal-i Cahid-ü fi’llah olubdur niyyetüm,
                       Din-i İslam’un mücerred gayreti dür gayretüm.
                       Fazl-ı hakk-u himmet-i Cünd-i ricaullah ile,
                       Ehl-i küfr-i ser-te-ser kahr eylemektür niyyetüm.
                       Enbiya-vü evliyaya istinadum var benüm,
                       Lutf-i hakdandur heman ümmid-i fethu nusretüm.
                       Nefs-ü mal ile n’ola kılsam cihanda ictihad,
                       Hamd-ü li’llah var gazaya sad hazeran rağbetüm.
                       Ey Muhammed! Mu’cizat-ı Ahmed-i muhtar ile,
                       Umaram galib ola a’day-ı dine devletüm.
Açıklaması:
Niyetim: “Allah yolunda cihad ediniz.”emrine uymaktır.
Gayretim de: İslam dininin mücerred gayretinden ibarettir.
Hakk’ın fazlı ve Allah erlerinin hikmeti ile,
Küfür ehlini yerle bir edip kahreylemek niyetindeyim.

1 Yorum “YA İSTANBUL BENİ ALIR, YA BEN İSTANBUL’U…”

  1. zeynep diyor ki:

    İstanbul’a Fatih’e ve Fetih’e yaraşır bir yazı olmuş Mustafa Bey kaleminize sağlık..

    Selamlar..

Yorum Yap,Fikrini Paylaş