<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Biz Osmanlı Evladıyız</title>
	<atom:link href="http://www.osmanlievladiyiz.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.osmanlievladiyiz.com</link>
	<description>Geçmiş&#039;e dair güzel şeyler...</description>
	<lastBuildDate>Sat, 12 Mar 2011 01:35:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bursa&#8217;da Tarih Yazılıyor</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursada-tarih-yaziliyor/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursada-tarih-yaziliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Mar 2011 00:42:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bursa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[bursa]]></category>
		<category><![CDATA[bursa büyükşehir belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bursa tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[     BURSA’DA TARİH; YAZILMAYA DEVAM EDİLİYOR -Bursa Büyükşehir Belediyesi, kentin soyut kültürel mirasının ayağa kaldırılması yönündeki çalışmalar kapsamında 6 yeni eseri daha Bursa belgeliğine kazandırdı. - Başkan Altepe, Bursa’nın tarih, kültür ve tüm değerlerini ortaya çıkaran daha birçok eserin yazım aşamasında olduğunu belirterek, “Tarih; yazılmaya devam ediliyor” dedi. BURSA – Bursa’nın tarihi, kültürel ve sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>     <a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2011/03/BURSA.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-134" title="BURSA" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2011/03/BURSA-300x290.png" alt="" width="180" height="174" /></a>BURSA’DA TARİH; YAZILMAYA DEVAM EDİLİYOR<br />
-Bursa Büyükşehir Belediyesi, kentin soyut kültürel mirasının ayağa kaldırılması yönündeki çalışmalar kapsamında 6 yeni eseri daha Bursa belgeliğine kazandırdı.<br />
- Başkan Altepe, Bursa’nın tarih, kültür ve tüm değerlerini ortaya çıkaran daha birçok eserin yazım aşamasında olduğunu belirterek, “Tarih; yazılmaya devam ediliyor” dedi. <span id="more-133"></span>BURSA – Bursa’nın tarihi, kültürel ve sosyal hafızasını tazeleyerek kentin değerlerini gelecek kuşaklara aktarmak için yoğun çaba harcayan Büyükşehir Belediyesi, 6 yeni eseri daha Bursa belgeliğine kazandırdı. Kitapları kamuoyuna tanıtan Başkan Altepe, daha birçok eserin yazım aşamasında olduğunu belirterek, “Tarih; yazılmaya devam ediliyor” dedi.</p>
<p>Bursa’nın tarihi, kültürel ve sosyal hafızasının uzun soluklu bir çalışmayla ele alındığı ‘Bursa Kütüğü’, Kızık Köylerini anlatan “Uludağ’ın Beşibirliği; Bursa Kızık Köyleri”, Osmanlı çarşılarının tüm yönlerinin ele alındığı “Çarşı’nın Öyküsü” ve “Ziraat Mektebi” gibi bir eserle Bursa’nın tarihine ışık tutan Büyükşehir Belediyesi 6 yeni eseri daha Bursa belgeliğine kazandırdı. Bursa Araştırmaları Merkezi tarafından akademisyenler ve konunun uzmanlarının katkılarıyla hazırlanan “Kukla ve Gölge Tiyatrosu”, “Uludağ Buluşmaları”, “Yarhisar Gezileri”, “1896 Baharında Bursa”, “Süheyl Ünver’in Bursa Defteri” ve İstanbullu bir müverrih olan Hüseyin Vassaf’ın Bursa’ya yaptığı araştırma ve inceleme gezisi notlarından oluşan “Bursa Hatırası” adlı eserler Şehir Kütüphanesi’nde düzenlenen törenle kamuoyuna tanıtıldı.</p>
<p>“Zenginliklerimizi gün yüzüne çıkarıyoruz”<br />
Üftade Salonu’nda düzenlenen ve kitapların hazırlanmasına katkı sağlayan akademisyenler ile araştırmacıların da katıldığı toplantıda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, şehirlerin tarihe şahitlik yapan, tarih yazan ve yazdıran merkezler olduğunu vurguladı. Şehirler dönüşüp değişirken tarihçiler ve edebiyatçıların da şehrin o anına, o gününe ait görünümlerini, güzelliklerini kayda geçirdiğini ifade eden Başkan Altepe, “Büyükşehir Belediyesi olarak tüm zamanların nadide şehirlerinden biri olan Bursa’nın zenginliklerini gün yüzüne çıkarmaya devam ediyoruz. Bursa’mızın tarihi, kültürel ve sosyal hafızasının titiz çalışmalarla geleceğe taşındığı kaynak eseri kütüphanelerimize kazandırıyoruz” dedi.</p>
<p>“Tarih; yazılmaya devam ediliyor”<br />
Fiziki anlamda Bursa’nın tarihi ve kültürel değerlerini ayağa kaldırırken, somut olmayan kültürel mirası da hiçbir zaman ihmal etmediklerinin altını çizen Başkan Altepe, Bursa’nın gizli kalmış değerlerinin ortaya çıkarılması konusunda akademisyenler başta olmak üzere tüm kent dinamikleriyle alışmalar yaptıklarını hatırlattı. Bursa Araştırmaları Merkezi’nin tamamen bu amaç doğrultusunda kurulduğunu ifade eden Başkan Altepe, “Bursa Kütüğü, Savunma Hatlarından Yaşam Alanlarına, İnsan ve Ekmek, Bursalı Şair Ahmet Paşa ve Dönemi, Malik Aksel Kitabı, Bursa Ziraat Mektebi, Kızık Köyleri ve Çarşı’nın Öyküsü gibi eserleri belgeliğimize daha önce kazandırmıştık. Bugün tanıttığımız 6 eserin dışında Bursa’nın Spor Tarihi, Bursa’nın Hazireleri, Bir İmparatorluğun Başkenti Bursa, Bursa’da Yapıların Oluşum Aşamaları, Bursa’nın Tarihi Mahalleleri, Halil İnalcık’ın Bursa Makaleleri gibi birçok eser de halen yazım aşamasında. Yani Bursa’da tarih; yazılmaya devam ediliyor” diye konuştu.</p>
<p>“Kayıp kitap gün ışığına çıktı”<br />
Toplantıda söz alan Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mustafa Kara, İstanbullu bir müverrih olan ve 1872-1929 yılları arasında yaşamış Hüseyin Vassaf’ın Bursa’ya yaptığı araştırma ve inceleme gezisi notlarından oluşan “Bursa Hatırası” isimli eserin dünyada bir ilk olduğunu söyledi. Hüseyin Vassaf’ın basılmış bir çok eseri bulunduğunu dile getiren Kara, “Ancak bu kendi eliyle kaleme aldığı eser, kayıtlarda olmasına rağmen, kayıptı. Bu kitabın izini sürdük ve yıllar sonra bizzat Vassaf’ın el yazısıyla kaleme aldığı orijinal notlara ulaştık. Kitap bu anlamda bir ilk olması açısından önemli. Bir diğer önemli yanı ise kitapta yer alan fotoğraflar 1901 yılının yani 110 yıl öncesi Bursa’nın görüntülerini yansıtıyor. Bir anlamda 110 yıl öncesi Bursa’yı da okuyucularla buluşturmuş oluyoruz. Bu anlamda bize bu eseri hazırlama imkanı veren Büyükşehir Belediyesine ve Bursa Araştırmaları Merkezi’ne teşekkür ediyorum” diye koştu.<br />
“Kukla ve Gölge Tiyatrosu” kitabının hazırlanmasına katkı veren Mevlüt Özhan, Fatma Fahrünnisa Hanım’ın 11 günlük Bursa ziyaretinin ardından kaleme aldığı<br />
“1896 Baharında Bursa” adlı esere katkı veren Nezaket Özdemir ile diğer kitapların hazırlanmasında katkılarını esirgemeyen Prof.Dr. Mefail Hızlı ile Doç. Dr. Hasan Basri Öcalan da Bursa’nın soyut mirasına katkıları nedeniyle Başkan Altepe’ye teşekkür etti.</p>
<p>BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ<br />
BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursada-tarih-yaziliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muradiye Külliyesi Restorasyonu</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/muradiye-kulliyesi/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/muradiye-kulliyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2011 06:21:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bursa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[2.murad]]></category>
		<category><![CDATA[külliyeler]]></category>
		<category><![CDATA[muradiye]]></category>
		<category><![CDATA[muradiye külliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[      Bursa’nın önemli değerlerinden biri olan Muradiye Külliyesi restorasyonuna beklenen karar çıktı Uzun zamandan beri ilgi bekleyen külliyeler özellikle Muradiye Külliyesi anıtlar kurulundan alınan izinle Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu başlatılacak. Muradiye Külliyesi, Bursa’da Osmanlı Sultanları tarafından yaptırılan son külliyedir. Sultan 2. Murat tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılmış ve içinde bulunduğu semte ismini vermiştir. Bursa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2011/03/muradiye.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-126" title="muradiye" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2011/03/muradiye-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>      Bursa’nın önemli değerlerinden biri olan Muradiye Külliyesi restorasyonuna beklenen karar çıktı<br />
Uzun zamandan beri ilgi bekleyen külliyeler özellikle Muradiye Külliyesi anıtlar kurulundan alınan izinle Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu başlatılacak. Muradiye Külliyesi, Bursa’da Osmanlı Sultanları tarafından yaptırılan son külliyedir. Sultan 2. Murat tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılmış ve içinde bulunduğu semte ismini vermiştir.<span id="more-125"></span><br />
Bursa Valisi Şahabettin Harput Bursa&#8217;nın çok önemli ve değerli tarihi mekanlarından biri olan Muradiye Külliyesinin bulunduğu mekan, yeterli ilgi ve bakımın sağlanamaması sonucu çok mahzun bir şekilde kendisine uzanacak eli bekliyordu. Valilik olarak Bursa&#8217;daki pek çok tarihi eserlerin yanında özellikle Muradiye Külliyesi&#8217;nin mutlaka ele alınması ve layık olduğu yere getirilmesi için yoğun bir çaba gösterdik.&#8221; dedi.<br />
İkinci Murat ve beraberindeki 12 türbe ile Türkiye&#8217;nin en büyük külliyelerden biri olan Muradiye Külliyesi&#8217;nin aynı zamanda dünyadaki üç büyük külliyeden biri olduğu bilgisini veren Vali Şahabettin Harput, &#8220;Muradiye Külliyesi&#8217;nin bu haliyle kalmasına hiçbir gönül, hiçbir insan tahammül edemez. Bu anlayışla külliyedeki 12 türbenin restorasyonu ile alakalı bir yıldan beri çalışmaktayız. Türbelerin restorasyon projelerinin hazırlanması geçen yılın mart ayında ihale edildi. Nihayet Aralık ayının son haftasında Anıtlar Kurulu&#8217;nun yaptığı toplantıda projelerin tamamının restorasyon çalışmaları onaylandı.&#8221; şeklinde bilgi verdi.<br />
 Külliyede bulunan türbeler:<br />
Sultan 2.Murat, Cem Sultan, Şehzade Mustafa, Şehzade Ahmet, Fatih Sultan Mehmet’in annesi Hüma hatun ve ebesi,  Gülşah Hatun, Şehzade Mahmut, Şirin Hatun, Gülruh Hatun, Mükrime Hatun’un yanı sıra isimleri bilinmeyen saraylılar da bulunmaktadır. <br />
*Yedikıta  Dergisi Mart 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/muradiye-kulliyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YA İSTANBUL BENİ ALIR, YA BEN İSTANBUL’U…</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/ya-istanbul-beni-alir-ya-ben-istanbul%e2%80%99u%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/ya-istanbul-beni-alir-ya-ben-istanbul%e2%80%99u%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 14:45:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[fatih]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[fetih ve fatih]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulun fethi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlievladiyiz]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[    Asırlar boyunca İstanbul birçok devletin gözdesi olmuş ve orayı ellerinde bulundurmak istemişlerdir. Yine şehri birçok yabancı seyyah gezmiş, hakkında sözler söylemiş ve şehre âşık olanlar uğruna şiirler yazmıştır. Pedro de Urdemalas 16. Asırda gördüğü İstanbul için diyor ki: “ İstanbul’u Roma’ya Venedik’e Milano’ya Napoli’ye Paris’e veya Lyon’a benzetmek yanlış olur. Saydığım şehirleri de gördüğüm için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/05/cropped-fetihpark0181op0.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-103" title="istanbulun fethi" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/05/cropped-fetihpark0181op0.jpg" alt="" width="736" height="171" /></a></p>
<p style="text-align: left;">    Asırlar boyunca İstanbul birçok devletin gözdesi olmuş ve orayı ellerinde bulundurmak istemişlerdir. Yine şehri birçok yabancı seyyah gezmiş, hakkında sözler söylemiş ve şehre âşık olanlar uğruna şiirler yazmıştır. Pedro de Urdemalas 16. Asırda gördüğü İstanbul için diyor ki: “ İstanbul’u Roma’ya Venedik’e Milano’ya Napoli’ye Paris’e veya Lyon’a benzetmek yanlış olur. Saydığım şehirleri de gördüğüm için diyebilirim ki, hepsi bir araya gelseler; tarihi ehemmiyet, genişlik, mevki, güzellik, ticaret ve bolluk bakımından hep birlikte İstanbul’a yetişemezler.”<br />
Busbecq, mektuplarında “Allah İstanbul’u sanki dünyânın payitahtı olmak üzere yaratmıştır.” demektedir. <span id="more-100"></span><br />
      İşte böyle güzel bir şehir için Peygamber Efendimiz “İstanbul elbette fetholunacaktır, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; onu fetheden asker ne güzel askerdir.” (Müsnedi Ahmed bin Hanbel) buyurmuş, bu Hadis-i Şerifine imtisâlen birçok kumandan İstanbul için sefere çıkmıştır. Peygamber dostu Eba Eyyüb-el Ensari Hazretleri de ilerlemiş yaşına rağmen bu müjdeye nail olmak için orduya katılmış ve bu topraklarda ruhunu teslim etmiştir. Mübarek kabrinin İstanbul’da bulunması da bizim için ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir. Bunu bize Eyüp Camii içerisinde bulunan hatt-ı talik ile yazılmış şu beyit ne güzel ifade ediyor:<br />
                              <strong>Yetişmez mi bu şehrin halkına bu ni’meti bari<br />
                              Habibi erkemin yari Eba Eyyüb-el Ensari<br />
</strong>     Böylesine muazzam bir şehir ve bu şehri fetheden komutandan bahsedeceğiz:<strong> Fatih Sultan Mehmed</strong>.<br />
     Taht-ı Osmaniyye’ye geçmeden evvel hedefini belirlemiş, fetih için projeler üretmeye başlamış bir padişahtır. Küçüklüğünden itibaren aldığı terbiye ve eğitimin ise izahı bizim sayfalarımıza sığmayacak kadar fazladır. Onun için tahta geçtiği andan itibaren düşüncelerini ele almaya çalışacağız.<br />
      Fatih Sultan Mehmed Bizans meselesi halledilmeden Osmanlı’ya rahat yüzü olmadığını biliyordu. Bizans’ın üzerine gidilmesi hususunu son olarak Edirne’de iken topladığı divanda devlet erkanına açtı. Konuşmasında:<br />
<strong>“Dünya devleti ebedi değildir. Fani cihanda hiç kimse de ölümsüz değildir. İnsanın dünyada nefesleri sayılıdır ve ölümsüzlük kapısı kapalıdır. Yaratılıştan gaye, kişinin Allahü Teala’yı bir bilip, imkan bulduğu nisbette ecelden mühlet buldukça onun dergahına yaklaşmaya çalışmaktır. İnsanı Cenab-ı Allah’a yaklaştıran amellerin en faziletlisini bize Ashab-ı güzinden Ebu Said el-Hudri hazretleri peygamber efendimizden naklettiği bir hadisi şerifte şöyle bildiriyor: “peygambeimize bir kişi gelip ‘insanların en faziletlisi kimdir?’ diye sual edince, Kainatın efendisi: İnsanların en faziletlisi canı ve malı ile Allah yolunda gaza eden mü’mindir. buyurdular.<br />
Şu fani alemde Ashab-ı Kiram, ömürlerinin sonuna kadar küfür ve delalete karşı cihad ve gazayı fırsat bildi ve bir anı bile boşa geçirmediler. Ömürlerinde gszasız geçen bir yıl yoktu. Hatta küffar ile aralarında gazasız bir ay bile geçirmediler. Ben de dilerim ki, “Uyun sizden bir ecir istemeyen o zatlara ki onlar hidayete ermişlerdir.” mealindeki ayet-i celilesine bağlanarak ruhu bedenden ayrılıncaya kadar gücümü i’layı kelimetullah ve ihya’yı sünneti Rasülullah’a (Allah’ın yüce ismini yaymak ve Rasül’ün sünnetini ihya etme) sarf edeyim ki, dünyada iyi bir hatıra, ahirette de bol sevab meydana gelsin.<br />
Sözün kısası, Konstantiniyye’ye sefer açmaya niyet etmiş ve himmetimi bu noktaya çevirmiş bulunuyorum. Baharda hareket etmeyi düşünüyorum. İcab eden tedbirin alınmasını, hazırlıklara girişilmesini münasip görüyorum. Bu sefer (İstanbul’un fethi kararı) benim için şu anda birinci derecede halledilmesi icap eden bir iştir. Bu tamamlanmadıkça ikinci mühim bir işe girişecek değilim.”</strong> diyerek kati kararını bildirmişlerdir.<br />
     Hz. Fatih fetih hazırlıklarına Anadolu Hisarı’nın tam karşısına yapılan ve “Boğazkesen” diye anılan Rumeli Hisarı’nı yaptırmakla başlamıştır işe. Hisar yedi bin işçi ile dört ay gibi kısa bir süre içerisinde yapılmıştır. Hatta bu sarayın hızlı ve ihtişamlı bir şekilde yükseldiğini gören Bizans İmparatoru korkarak elçiler göndermiştir. Hisarın yapılmamasını isteyen imparatorun elçilerine Sultan Mehmed şu cevabı vermiştir:<br />
  &#8220;<strong>İmparatorunuza söyleyin. Şimdiki Osmanlı padişahı öncekilere benzemez. Benim gücümün ulaştığı yerlere, sizin imparatorunuzun emelleri bile ulaşamaz&#8221;</strong> diyerek kararlığını bir kez daha gösterdi.<br />
     Sultan Mehmed 1452 yılı kış mevsimini Edirne’de geçirdi. Avrupa’dan gelebilecek yardımları engellemek amacıyla Mora’ya Gazi Turhan oğlu Ömer Bey komutasında asker gönderdi. Edirne’de surları yıkabilecek ve “Şahi” adı verilen büyük toplar döküldü. 1453 yılı Şubat ayında her biri dört yüz asker tarafından kontrol edilen ve altı yüz öküzün çektiği büyük toplar ve diğer savaş malzemeleri Konstantiniyye’ye doğru yola çıkarıldı. Ayrıca donanma boğazda Bizans’a denizden yardım gelmemesi için bekliyordu. 2 Nisan’da Haliç Bizans tarafından zincirlr kapatıldı ve aynı gün projesi bizzat Sultan Mehmed’e ait olan Şahi topları İstanbul önlerine getirildi. 5 nisan’da ise Osmanlı ordusu İstanbul önlerine gelmişti. 6 Nisan’da şimdiki Topkapı yakınlarındaki maltepe’de otağını kurarak Cuma namazını burada kıldı. Mahmud Paşa’yı Bizans’a kan dökülmeden şehri teslim etmeleri için gönderdi. İmparator’un teklifi geri çevirmesi üzerine İkinci Mehmet fetih harekatını başlattı. Topçular, kara tarafındaki surlar boyunca gülle yağdırmaya başladılar. 11 Nisan’a kadar büyük topları devreye sokmadan atışlar devam etti. Surlarda açılan gedikler geceleri tamir ediliyordu. 11 Nisandan itibaren “<strong>şahi</strong>” toplarıyla büyük gedikler açılmaya başlanmıştı.<br />
      Kuşatma başlayalı tam elli üç gün devam etmişti. Başta sultan ve askerler büyük bir kararlılık içinde savaşa devam ediyorlardı. O gün sultan fatih saldırı emrini vermiş fakat şiddetli direniş yüzünden içeri girilememişti. İkinci hücum da başarılı olamamıştı. Sultan Fatih ile Akşemsettin, Molla Gürani gibi büyükler de askerin içinde dolaşıyor ve askere moral veriyorlardı.<br />
<strong>Fetih müyesser oluyor&#8230;</strong><br />
     Ve dördüncü saldırı devam ederken askerlerin içinde bulunan Ulubatlı hasan ve otuz kadar arkadaşı surların üzerine çıkmayı başarmış, atılan oklara rağmen sancağı surlara dikmişti. Bunu gören askerler büyük bir heyecanla açılan gediklerden içeri girdiler. 29 mayıs günü peygamber efendimizin müjdesine ulaşmış olan komutan artık “Fatih” ünvanını almıştı. Şükür secdelerine kapanarak askerlere şu emri vermiştir:<br />
— <strong>Gazilerim, Allah’a şükürler olsun ki şehri fethettiniz. Şehre girdiğinizde karşı koyanların haricine, aman dileyenlere, kadınlara, çocuklara, yaşlılara, hastalara dokunmayasınız.<br />
</strong>     29 mayıs Salı günü Fatih Sultan Mehmet, Akşemseddin, Molla Gürani, diğer devlet adamları ve komutanlar ile birlikte tekbirlerle Topkapı’dan şehre girdiler. Hz. Fatih korkan halka eman verdikten sonra Ayasofya’nın Cuma’ya kadar camiye çevrilmesini emretti ve ilk Cuma namazı burada kılındı. Hz. Fatih camiye 1 haziran 1453’te tekbirler eşliğinde girdi. Hutbe manevi Fatih Akşemseddin hazretleri tarafından okundu. Cuma namazı ise Fatih Sultan Mehmet tarafından kıldırıldı.<br />
<strong>Fatih Sultan Mehmed’in icatları&#8230;<br />
</strong>    Fethin zor olacağını bilen padişah bir çok hazırlıklar yapmıştı. Bunlar içinde Dünya tarihinde görülmemiş müthiş icatları da vardı. Kendi hesap ve tertibi ile “<strong>şahi</strong>” adı verilen büyük toplar bunlardan ilk ve önemli olanıdır. Ayrıca surları aşabilmek için yürüyen kuleler yapmıştır. Yine hususi tertibi ile yapılan lağım ve siperler, askerini düşman ateşinden daima muhafaza etmiş, çok fazla ısınan ve geç soğuyan topları zeytinyağıyla yağlanmasını söyleyerek daha tesirli olarak kullanılmasını sağlamıştır. Muhasara için mancınıklar ve yürür kuleler yanında en önemli olanı da havan topunun da icadı en önemli buluşlarındandır. Gemilerin karadan yürütülmesi ise Hz Fatih’in ne kadar kararlı ve zeki olduğunu ortaya çıkarmıştır.<br />
   Büyük komutan, yeni bir çağ açan padişah, bilgili bir âlim, şair (avni mahlasıyla), mucit ve büyük manevi haslet sahibi bu padişahın asıl maksadını kendi yazdığı bir şiiriyle anlamaya çalışalım:<br />
                       <strong>İmtisal-i Cahid-ü fi’llah olubdur niyyetüm,<br />
                       Din-i İslam’un mücerred gayreti dür gayretüm.<br />
                       Fazl-ı hakk-u himmet-i Cünd-i ricaullah ile,<br />
                       Ehl-i küfr-i ser-te-ser kahr eylemektür niyyetüm.<br />
                       Enbiya-vü evliyaya istinadum var benüm,<br />
                       Lutf-i hakdandur heman ümmid-i fethu nusretüm.<br />
                       Nefs-ü mal ile n’ola kılsam cihanda ictihad,<br />
                       Hamd-ü li’llah var gazaya sad hazeran rağbetüm.<br />
                       Ey Muhammed! Mu’cizat-ı Ahmed-i muhtar ile,<br />
                       Umaram galib ola a’day-ı dine devletüm.<br />
</strong><em>Açıklaması:<br />
</em>Niyetim: “Allah yolunda cihad ediniz.”emrine uymaktır.<br />
Gayretim de: İslam dininin mücerred gayretinden ibarettir.<br />
Hakk’ın fazlı ve Allah erlerinin hikmeti ile,<br />
Küfür ehlini yerle bir edip kahreylemek niyetindeyim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/ya-istanbul-beni-alir-ya-ben-istanbul%e2%80%99u%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlıların Boğaziçi Tüp Geçit Projeleri</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanlilarin-bogazici-tup-gecit-projeleri/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanlilarin-bogazici-tup-gecit-projeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 11:17:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[2.Abdülhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı projeleri]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tüp geçit]]></category>
		<category><![CDATA[tüp geçit projesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[        Sultan II. Abdülhamîd Han&#8217;ın tahttan indirilmesiyle yarıda kalan birçok projeden sadece birisi olan bu proje, şu an yapımı devam eden tüp geçit projesinden bir buçuk asra yakın bir zaman önce hazırlanmıştı. İstanbul&#8217;da ulaşım, tarih boyunca hep büyük bir mesele olarak gündemde kalmıştır. İki kıtayı ayıran boğazın bir şekilde geçilmesi bu meselenin odak noktasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">    <a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/05/tüp.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-110" title="tüp geçit projesi" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/05/tüp.jpg" alt="" width="743" height="194" /></a>    Sultan II. Abdülhamîd Han&#8217;ın tahttan indirilmesiyle yarıda kalan birçok projeden sadece birisi olan bu proje, şu an yapımı devam eden tüp geçit projesinden bir buçuk asra yakın bir zaman önce hazırlanmıştı. İstanbul&#8217;da ulaşım, tarih boyunca hep büyük bir mesele olarak gündemde kalmıştır. İki kıtayı ayıran boğazın bir şekilde geçilmesi bu meselenin odak noktasını teşkil etmiştir. Haliç kısmında ulaşım daha az maliyete sahip gemi ve köprülerle sağlanmışsa da boğaz kısmında ulaşım bu kadar kolay olmamıştır. Gemilerin devreye girmesiyle bir nebze rahatlayan boğaz ulaşımı, daha sonraları demiryolu ve kara vasıtalarının artmasıyla köprü ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple boğazın iki yakasını birbirine bağlayacak köprü ve tünel (tüp geçit)çalışmaları tarih boyunca ve bilhassa son yüzyılda gündemden hiç düşmemiştir.</p>
<p>Bu proje ile alakalı ayrıntılı bilgi almak isteyenler <a title="Yedikıta Dergisi" href="http://www.yedikita.com.tr" target="_blank">Yedikıta Dergisi&#8217;nin </a>13. sayısını temin edebilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanlilarin-bogazici-tup-gecit-projeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamidiye Köprü Projesi</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/hamidiye-kopru-projesi/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/hamidiye-kopru-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 15:16:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[2.Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[cisr-i hamidi]]></category>
		<category><![CDATA[hamidiye]]></category>
		<category><![CDATA[hamidiye köprü projesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[    Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, İstanbul Boğazı&#8217;nın, Sarayburnu-Üsküdar ve Rumeli Hisarı-Kandilli arasında olmak üzere iki köprü ile bağlanması projesi yapılmıştı. Fransız inşaat mühendisi F. Arnodin&#8217;e 1900 yılında çizdirilen projede köprülerin, Eyfel Kulesi&#8217;nin yapıldığı çelik teknolojisiyle yapılması hedefleniyordu. Sarayburnu-Üsküdar arasındaki aktarma köprünün iki kara tarafından ayakları arasındaki mesâfe 1700 metre idi. Projede beş ayak üzerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-87" title="köprü projesi" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/03/19293.jpg" alt="hamidiye" width="600" height="201" />    Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, İstanbul Boğazı&#8217;nın, Sarayburnu-Üsküdar ve Rumeli Hisarı-Kandilli arasında olmak üzere iki köprü ile bağlanması projesi yapılmıştı. Fransız inşaat mühendisi F. Arnodin&#8217;e 1900 yılında çizdirilen projede köprülerin, Eyfel Kulesi&#8217;nin yapıldığı çelik teknolojisiyle yapılması hedefleniyordu.</p>
<p>Sarayburnu-Üsküdar arasındaki aktarma köprünün iki kara tarafından ayakları arasındaki mesâfe 1700 metre idi. Projede beş ayak üzerine kurulması planlanan köprünün orta ayağının 32 metre derinlikteki deniz tabanına oturtulması planlanmıştı. Denizden yüksekliği 50 metre olan köprünün altından asılacak teleferiklerle vagonların taşınması hedefleniyordu. Rumeli Hisarı-Kandilli arasında yapılması planlanan köprü ise ilgili vesîkasında &#8220;Cisr-i Hamîdî&#8221; (Hamîdiye Köprüsü) olarak isimlendirilmiş sâbit bir köprüydü. Projede istasyonların Bakırköy ve Bostancı&#8217;ya kurulması, böylece demiryolunun şehrin dışından geçmesi planlanıyordu.</p>
<p>Proje hakkında ayrıntılı bilgiyi  <a title="Çamlıca Basım Yayın" href="http://www.camlicabasim.com/index.php?sayfa=urundetay&amp;id=50" target="_blank">Çamlıca Basım Yayın&#8217;dan </a>çıkan &#8220;HAMİDİYE KÖPRÜ PROJELERİ&#8221; isimli eserinde bulabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/hamidiye-kopru-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8230;</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/istanbul/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/istanbul/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 12:33:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[şehr-i stanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=75</guid>
		<description><![CDATA[    Lale Devri’nin ünlü şairi Nedim, İstanbul’u pek güzel mısralarıyla şöyle tarif etmektedir: Bu şehr-i Sitanbul ki bî misl ü bahâdır, Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır. Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasında, Hurşîd-i cihân-tâb ile tartılsa sezâdır.      İstanbul hayrânı olan şâir Yahya Kemal, aziz İstanbul’u şöyle tasvir eder: Sana dün bir tepeden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-76" title="istanbul" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/02/istanbulb.jpg" alt="istanbul" width="900" height="237" />  </p>
<p> Lale Devri’nin ünlü şairi Nedim, İstanbul’u pek güzel mısralarıyla şöyle tarif etmektedir:</p>
<p>Bu şehr-i Sitanbul ki bî misl ü bahâdır,<br />
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır.<br />
Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasında,<br />
Hurşîd-i cihân-tâb ile tartılsa sezâdır.<br />
 <span id="more-75"></span><br />
   İstanbul hayrânı olan şâir Yahya Kemal, aziz İstanbul’u şöyle tasvir eder:</p>
<p>Sana dün bir tepeden baktım, aziz İstanbul!<br />
Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer.<br />
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul,<br />
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.</p>
<p>    Asırlar boyunca İstanbul’u pek çok yabancı gelip görmüştür. Pedro de Urdemalas 16. Asırda gördüğü İstanbul için diyor ki: “ İstanbul’u Roma’ya Venedik’e Milano’ya Napoli’ye Paris’e veya Lyon’a benzetmek yanlış olur. Saydığım şehirleri de gördüğüm için diyebilirim ki, hepsi bir araya gelseler; tarihi ehemmiyet, genişlik, mevki, güzellik, ticaret ve bolluk bakımından hep birlikte İstanbul’a yetişemezler.”<br />
   Busbecq, mektuplarında “Allah İstanbul’u sanki dünyânın payitahtı olmak üzere yaratmıştır.” demektedir.<br />
   Leydi Montagu, “Rumlar  İstanbul’da Ayasofya’dan başka görülecek yer olmadığını söylerler. Oysa ki bir çok câmi’ inşâ tarzları ve büyüklükleri itibariyle ondan üstünler.” der. <br />
  Fransız yazar Chateaubriand, “İstanbul dünyânın en güzel yeridir diyenler, hiç de mübâlağa etmiyorlar.” demektedir.<br />
    1848—1865 yılları arasında Osmanlı Bahriyesi’nde müşâvir olarak çalışıp “Müşâvir Paşa” diye meşhur olan İngiliz Amiral Sir Adolphus Slade, İstanbul’un baharını şöyle tarif etmektedir: “Baharın güzelliğinitarif etmek için İstanbul’u görmüş ve onun bağrında bu uyanışı yaşamış olmak gerekir. Bahar İstanbul’a Allah’ın verdiği bir armağandır. Bundan daha nadide bir ihsan olabileceğini sanmıyorum.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı İtfâiyesi</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanli-itfaiyesi/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanli-itfaiyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 14:59:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı itfaiye teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı itfaiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tulumacıları]]></category>
		<category><![CDATA[tulumbacı]]></category>
		<category><![CDATA[tulumbacılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[   Tulumbacılar, yangın çıkınca etrafa yayılmadan söndürmek ve mahsur kalanları kutarmak için kurulan bir Osmanlı devri teşkilatıdır. 1720 senesine kadar İstanbul&#8217;da çıkan yangınları, yeniçeriler söndürürlerdi. XVIII. asrın başlarında yangın söndürmek için suyu tazyikle alevlere püskürten tulumba yapıldı ve tulumbacı ocağı kuruldu. 1869&#8242;da belediye merkezlerine, mahallelere tulumbalar verilerek semt tulumbacı ocakları, bir kaç sene sonra da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/02/tulumbacılar.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-139" title="tulumbacılar" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/02/tulumbacılar.jpg" alt="" width="468" height="189" /></a>   Tulumbacılar, yangın çıkınca etrafa yayılmadan söndürmek ve mahsur kalanları kutarmak için kurulan bir Osmanlı devri teşkilatıdır. 1720 senesine kadar İstanbul&#8217;da çıkan yangınları, yeniçeriler söndürürlerdi. XVIII. asrın başlarında yangın söndürmek için suyu tazyikle alevlere püskürten tulumba yapıldı ve tulumbacı ocağı kuruldu. 1869&#8242;da belediye merkezlerine, mahallelere tulumbalar verilerek semt tulumbacı ocakları, bir kaç sene sonra da itfaiye alayları kuruldu. 1923&#8242;ten sonra itfaiye teşkilatı belediyelere devredildi.</p>
<p>    Tulumbacılar şehrin yüksek yerlerindeki yangın kulelerinden yangınları haber alırlar, başta reisleri, omuzlarında su tulumbaları ve yangın söndürme aletleriyle yangın yerine koşarlardı. Yangına koşar adım gidildiğinden neferlerin yorulmaması için uygun yerlerde takım değitirilirdi. tulumbayı sırtlarında taşıyanlara Uşak, tulumba takımının ağası ve yol göstericisine Fenerci denirdi. Borucu su sıkılan boruyu taşır ve alevlere su sıkardı. Kökenci ise borucunun kullandığı boruyu tutarak düşmemesini sağlar hortumcu da hortumları kullanırdı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanli-itfaiyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıfır ve Medeniyet</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/sifir-ve-medeniyet/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/sifir-ve-medeniyet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 12:54:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır rakamı]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır ve medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[       İslam matematik bilgisinin batıya yayılmasından önce Avrupa Kültürübir rakam sisteminden bile mahrumdu. Eski Yunan-Latin kültürünün rakamsız olduğundan sayılar rakamla değil harfle anlatılmıştır. Roma rakamlarında her sayı bir harfle ifade edilir. Mesela &#8220;I&#8221; harfi &#8220;bir&#8221; adedini,  &#8221;V&#8221; harfi &#8220;beş&#8221; adedini, &#8220;X&#8221;  harfi &#8220;on&#8221; adedini ve &#8220;C&#8221; harfi de &#8220;yüz&#8221; adedini gösterir! Fakat bu sistemde en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-52" title="adsız" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/01/adsız.bmp" alt="adsız" />       İslam matematik bilgisinin batıya yayılmasından önce Avrupa Kültürübir rakam sisteminden bile mahrumdu. Eski Yunan-Latin kültürünün rakamsız olduğundan sayılar rakamla değil harfle anlatılmıştır. Roma rakamlarında her sayı bir harfle ifade edilir. Mesela &#8220;I&#8221; harfi &#8220;bir&#8221; adedini,  &#8221;V&#8221; harfi &#8220;beş&#8221; adedini, &#8220;X&#8221;  harfi &#8220;on&#8221; adedini ve &#8220;C&#8221; harfi de &#8220;yüz&#8221; adedini gösterir! Fakat bu sistemde en zaruri rakam olan &#8220;sıfır&#8221; yoktur. Sıfırsız Roma rakamları ile de matematik ilimler kurulamayacağı tabiidir. Profesör Risler&#8217;in 1955&#8242;de yayınlanan eserinde İslam eseri olan sıfırın keşfi çöyle izah edilir:<span id="more-51"></span></p>
<p>&#8220;Herhalde hiç tereddüde kapılmadan denilebilir ki &#8220;sıfır&#8221;ın icadı insanoğlunun en büyük keşiflerinden biridir.</p>
<p>Rakam sisteminin en zaruri esası olan sıfırın bir islam icadı olduğu da şöyle anlatılır:</p>
<p>&#8220;Miladın 976 tarihinde Mehmed bin Ahmed&#8217; in Mefatihu&#8217;l Ulum adlı eserinde eğer onlar hanesinde (basamağında) hiçbir sayı mevcut değilse sırayı muhafaza için küçük bir daire yani sıfır konulması, yazılı idi. İşte bu daire Arapça&#8217;nın boş anlamına gelen (sıfır) kelimesinden Latinceye geçen (zero) nun menşeidir. Eski Yunanlılar da, Romalılar da sağlam bir rakam sistemi keşfedememişlerdir. Eski insanlar hep parmakları ile saydıkları için, batı aleminde  hesap ilmi Mehmed b. Ahmed&#8217;in sıfırı keşfinden ikiyüz elli yıl sonra sıfır kullanılıncaya kadar inkişaf edememiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/sifir-ve-medeniyet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hat Sanatı</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/hat-sanati/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/hat-sanati/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 12:41:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[hat]]></category>
		<category><![CDATA[hat sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı yazı sanatı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=40</guid>
		<description><![CDATA[Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. Bu sanat Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10.yüzyıl  arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat, Arapça çizgi demektir. Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda     bulunmamışlardır, bu dönemde Hat sanatının Mükemmel örneklerine Rastlamak mümkün değildir.Bu dönemdeki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> <img class="alignleft size-full wp-image-42" title="hat sanatı" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/01/aglayankafe_hat1.jpg" alt="hat sanatı" width="128" height="89" /></strong>Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. Bu sanat Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10.yüzyıl  arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat, Arapça çizgi demektir. Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda     bulunmamışlardır, bu dönemde Hat sanatının Mükemmel örneklerine Rastlamak mümkün değildir.Bu dönemdeki biçim ve üslup var olan gelişmiş Türk Hat Sanat’ına benzememektedir. Türkler hat sanatıyla Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başladığı tahmin edilmektedir. Bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi’nin Anadolu’daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi’nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman’ı izlemişlerdir.</p>
<p><span id="more-40"></span><br />
Türkler altı tür yazı (aklâm-ı sitte) dışında, İranlılar’ın bulduğu tâlik yazıda da yeni bir üslup geliştirdiler. Önceleri İran etkisinde olan tâlik yazı 18. yüzyılda Mehmed Esad Yesari (ölümü 1798) ile oğlu Yesarizade Mustafa İzzet’in (ölümü 1849) elinde yepyeni bir görünüm kazandı. Türk hat sanatı 19. yüzyılda ve 20. yüzyıl başlarında da parlaklığını sürdürdü, ama 1928′de Arap alfabesinden Latin alfabesine geçilince yaygın bir sanat olmaktan çıkıp yalnızca belirli eğitim kurumlarında öğretilen geleneksel bir sanat durumuna geldi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hat Araç Gereçleri</strong><br />
Hat sanatında da yazının temel aracı kalemdir. Hat sanatında kalem olarak daha çok kamış kullanılırdı. Kamışın ucu yazılacak yazının kalınlığına göre makta denilen sert maddelerden yapılmış altlığın üstünde eğik olarak tutulur ve kalemtıraş olarak adlandırılan özel bir bıçakla yontulurdu. Celi yazılar ise ağaçtan yapılmış kalın uçlu kalemlerle yazılırdı. Çok ince yazılar için madeni uçlar da kullanılmıştır. Hat sanatında kullanılan mürekkep de özel olarak hazırlanırdı. Yağlı isin çeşitli katkı maddeleriyle karıştırılmasıyla elde edilen bu mürekkep akıcı biçimde yazı yazmayı sağlar, yanlış yazma durumunda da kolayca silinirdi. Hat sanatında kullanılan kâğıtlar da özeldi. Mürekkebi emip dağıtmaması, kaleme akıcılık sağlaması için kâğıtlar âhar denilen bir maddeyle saydamlaştırılırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynakça<br />
* Ali Alparslan, Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, 2nd ed. (Istanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2004);<br />
* Mühittin Serin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, 2nd ed. (Istanbul: Kubbealtı Neşriyatı, 2003).</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/hat-sanati/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bursa&#8217;da Köprüler</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursada-kopruler/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursada-kopruler/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Jan 2010 12:15:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bursa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[abdal]]></category>
		<category><![CDATA[bursa]]></category>
		<category><![CDATA[bursa köprüleri]]></category>
		<category><![CDATA[bursada köprüler]]></category>
		<category><![CDATA[cilimboz]]></category>
		<category><![CDATA[demirtaş]]></category>
		<category><![CDATA[ırgandı]]></category>
		<category><![CDATA[köprü]]></category>
		<category><![CDATA[mihraplı]]></category>
		<category><![CDATA[nilüfer]]></category>
		<category><![CDATA[setbaşı]]></category>
		<category><![CDATA[tatarlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=28</guid>
		<description><![CDATA[   Abdal Köprüsü (Osmangazi) Abdal Köprüsü, Acemler ve Hürriyet Mahalleleri arasında Bursa, Mudanya yolunda, Nilüfer Çayı’nın üzerindedir. Köprüyü Abdal Çelebi isimli bir tüccar 1669 yılında yaptırmıştır. Bursa Salnamelerine göre (1906) 12 gözlü olan bu köprünün iki ucu toprak altında kalmıştır. Köprü 64 m. uzunluğunda, 4.75 m. genişliğindedir. Orta kısım yol seviyesinden biraz daha yüksekte ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><img class="alignleft size-full wp-image-35" title="images" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/01/images.jpg" alt="images" width="143" height="107" />   Abdal Köprüsü (Osmangazi) </strong></p>
<p>Abdal Köprüsü, Acemler ve Hürriyet Mahalleleri arasında Bursa, Mudanya yolunda, Nilüfer Çayı’nın üzerindedir. Köprüyü Abdal Çelebi isimli bir tüccar 1669 yılında yaptırmıştır. Bursa Salnamelerine göre (1906) 12 gözlü olan bu köprünün iki ucu toprak altında kalmıştır. Köprü 64 m. uzunluğunda, 4.75 m. genişliğindedir. Orta kısım yol seviyesinden biraz daha yüksekte ve sivri kemerlidir.Köfeki taşından yapılan köprünün kuzey tarafında bir mihrap nişi, ayakları üzerinde de selyaranlar bulunmaktadır. Bu köprü 1971 yılında Karayolları tarafından onarılmıştır.<span id="more-28"></span></p>
<p><strong>Cilimboz Köprüsü (Osmangazi) </strong></p>
<p>Bursa, Cilimboz Deresi üzerindeki bu köprünün ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Osmanlı dönemi eserlerinden olan bu köprü, iri kesme taştan, sivri kemerli ve tek gözlüdür. Köfeki taşından yapılan köprünün üzerine bir korniş taşı yerleştirilmiş bunun üzerine de iri blok taşlardan korkuluklar eklenmiştir.</p>
<p><strong>Demirtaş Köprüsü (Osmangazi)</strong></p>
<p>Bursa Mudanya yolunda Gökdere üzerinde 1883 yılında ahşap olarak yapılmıştır. 1970’li yıllara kadar ahşap olarak ayakta kalan köprü yıkılmıştır.<br />
Bursa-Karacabey yolu üzerinde, Nilüfer Nehri’nin kollarından biri üzerindeki bu köprüyü Çelebi Sultan Mehmet’in kızı Selçuk Hatun yaptırmıştır.<br />
Köprünün iki kitabesi bulunmaktadır. Bunlardan birine göre 1465 yılında yaptırılmıştır. Diğer kitabede köprünün iki büyük gözü arasına tarihi ve yaptıranın isimleri yazılmıştır. Kitabeleri Şair Cemali yazmıştır. Bugün bu kitabeler Bursa Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir.</p>
<p><strong>Mihraplı Köpru (Osmangazi)</strong></p>
<p>Bursa-Karacabey yolu üzerinde, Nilüfer Nehri’nin kollarından biri üzerindeki bu köprüyü Çelebi Sultan Mehmet’in kızı Selçuk Hatun yaptırmıştır.</p>
<p>Köprünün iki kitabesi bulunmaktadır. Bunlardan birine göre 1465 yılında yaptırılmıştır. Diğer kitabede köprünün iki büyük gözü arasına tarihi ve yaptıranın isimleri yazılmıştır. Kitabeleri Şair Cemali yazmıştır. Bugün bu kitabeler Bursa Türk ve İslam Eserleri Müzesi’ndedir.</p>
<p><strong>Nilüfer Köprüsü (Osmangazi)</strong></p>
<p>Bursa-Mudanya yolunda, Nilüfer Çayı üzerindedir. Orhan Gazi’nin eşi, Sultan I.Murad’ın annesi Nilüfer Hatun tarafından yaptırılmıştır. Kitabesi günümüze gelememiştir.</p>
<p>Köprü, 39.35 m. uzunluğunda, 5.40 m. genişliğinde olup, yedi gözden meydana gelmiştir. Bu gözlerden en büyük kemer açıklığı 9.85 m.dir. Kesme köfeki taşı ve tuğladan yapılmıştır. Çeşitli dönemlerde onarım geçirmiş, sağ taraftaki dört göz orijinalliğini korumuştur. Tampon duvarları moloz taştan olan köprünün kemerleri tuğladandır. Selyaranlar sivri külahlı ve taş kaplamadır. Karayolları tarafından 1972 yılında onarılmıştır.</p>
<p><strong>Tatarlar Köprüsü (Osmangazi)</strong><br />
Bursa Karaköy yolu üzerindeki bu köprünün ne zaman ve kimin tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak eski kaynaklardan öğrenildiğine göre 1553 yılından beri kullanılmaktadır.</p>
<p>Tek gözlü olarak yaptırılan köprü moloz taştandır. Kemerinde tek sıra mermer taşlar kullanılmıştır. Bu köprünün kemeri üzerine çıkıntılı bir korniş yerleştirilmiş, yoldan ötürü eğimli olmayan bir arazide olduğundan düz olarak yapılmıştır.</p>
<p><strong>Setbaşı Köprüsü (Yıldırım)</strong></p>
<p>Bursa’nın en eski köprülerinden biri olan Setbaşı Köprüsü Çelebi Sultan Mehmet zamanında, Gökdere üzerinde XIV.yüzyılda yapılmıştır. Günümüze yapılan onarımlarla iyi bir durumda gelebilmiştir.</p>
<p>Setbaşı Köprüsü biri küçük, diğeri büyük olmak üzere ki kemerli olup, daha önce ahşap olduğu ve Cumhuriyetin ilanından sonra taştan yenilendiği bilinmektedir.<br />
<strong><br />
Irgandı Köprüsü (Yıldırım ile Osmangazi ilçeleri sınırındadır)</strong></p>
<p>Irgandi Köprüsü Osmangazi ile Yıldırım ilçelerini birbirinden ayıran Gökdere üzerinde bulunmaktadır. Irgandı köprüsü, Floransa, Venedik ve Bulgaristan’ın Lofça kentinde benzerleri olan çarşı köprülerindendir.</p>
<p>Bu köprü 1442 yılında Pir Ali oğlu Tüccar Muslihiddin tarafından Mimar Abdullah oğlu Timurtaş’a yaptırılmıştır. Eski kaynaklardan öğrenildiğine göre bu köprüde 31 dükkan, bir mescit ve iki de ahır bulunuyordu. Köprünün uzunluğu konusunda kaynaklar birbirini tutmayan bilgiler vermektedirler. Buna göre uzunluğu 45 ile 300 m. arasında değişmektedir. Ancak, çevresindeki yapılanmalar, köprünün iki yamacındaki eğimin armasından ötürü vadi daralmış ve bu yüzden de köprünün boyu kısaltılmıştır.<br />
1854 depreminde büyük zarar görmüş ve Bursa’nın işgali sırasında Yunanlılar buradan çekilirken köprü kemerini bombalamışlardır. Bundan sonra 1949 yılında köprü yeniden yapılmış ve 60 cm. daha yükseltilmiştir. Köprünün Yıldırım ilçesi tarafı Osmangazi ilçesindeki tarafına göre 120 cm. daha yüksektir. Günümüzde köprünün ana tonozu betonarme olup, her iki yanına da taş kemerler yapılmıştır. Köprünün cephesinde dikkati çeken bir özellik de mazgal deliklerinin yerleri bozulmuştur. Köprü hücrelerine tonozlu mekanların üzengi taşlarına kadar taş olan köprü, üzengiden sonra tuğla ile yapılmıştır.</p>
<p>XVII.yüzyılda Bursa’ya gelen Evliya Çelebi bu köprünün mimarisi ile onunla ilgili öyküleri anlatmaktadır. “Evsaf-ı cisr-i Irgandi. Bursa’nın bir çarşısı da Gökdere’deki Irgandi Köprüsü üzerindedir ki, yemin ve yesar ikiyüz kadar hallac dükkanlarıdır. Hücrelerinin pencereleri zir-ü paylerinden cereyan eden Gökdere’ye nâzırdır. Ve bu cisr dükkânlarının üzeri cümle tonoz kemerler ile mebni olub kurşun ile mesturdur. Bu cisrin iki başında kal’a kapuları gibi temiz kapılar üzere mazgal delikleri vardır. Cizrin bir tarafı boştur. Han gibi misafirhane olup at bağlanır”.</p>
<p><strong>Boyacıkulluğu Köprüsü (Yıldırım)</strong></p>
<p>Boyacıkulluğu Köprüsü, Gökdere üzerinde, Hoca Sinan adındaki bir tüccar tarafından 1443 yılından önce yapılmıştır. Köprü kagir olup, büyük tek gözlüdür.</p>
<p><strong>Taş Köprü (İznik)</strong><br />
İznik-Orhangazi karayolunun 50 metre kuzeyinde, İznik’in 3 km. batısındadır. Roma döneminde yapılan ve tarihi ipek yolu üzerinde bulunan Taş köprü 20 metre uzunluğunda ve 2,5 metre genişliğindedir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursada-kopruler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

