<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Biz Osmanlı Evladıyız</title>
	<atom:link href="http://www.osmanlievladiyiz.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.osmanlievladiyiz.com</link>
	<description>Geçmiş&#039;e dair güzel şeyler...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 22 Mar 2012 09:10:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Bursa Kaplıcaları</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursa-kaplicalari/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursa-kaplicalari/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 09:06:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bursa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[bursa]]></category>
		<category><![CDATA[bursa kaplıcaları]]></category>
		<category><![CDATA[eski kaplıca]]></category>
		<category><![CDATA[kaplıcalar]]></category>
		<category><![CDATA[şifalı sular]]></category>
		<category><![CDATA[yeni kaplıca]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[       “…velhâsıl Bursa sudan ibarettir.” Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde bir cümlede böyle tarif etmiştir Bursa’yı. Lâmiî Çelebi ise Şehrengîz-i Bursa adlı eserinde Bursa’nın her köşesinde güneş gibi parlayan bin çeşme olduğunu söyleyerek şehrin su bakımından zenginliğini anlatmıştır. Su şehri Bursa’nın değerlerinden bir tanesi de şifalı kaplıca sularıdır. Şehir merkezindeki Çekirge ve Kükürtlü kaplıcalarının yanı sıra Gemlik, İnegöl, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2012/03/yeni-kaplıca41.jpg"><img class="alignleft  wp-image-170" title="yeni kaplıca" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2012/03/yeni-kaplıca41-300x225.jpg" alt="" width="236" height="131" /></a>       “…velhâsıl Bursa sudan ibarettir.” Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde bir cümlede böyle tarif etmiştir Bursa’yı. Lâmiî Çelebi ise Şehrengîz-i Bursa adlı eserinde Bursa’nın her köşesinde güneş gibi parlayan bin çeşme olduğunu söyleyerek şehrin su bakımından zenginliğini anlatmıştır. Su şehri Bursa’nın değerlerinden bir tanesi de şifalı kaplıca sularıdır. Şehir merkezindeki Çekirge ve Kükürtlü kaplıcalarının yanı sıra Gemlik, İnegöl, Orhangazi ve Mustafakemalpaşa ilçelerinde de meşhur ılıca ve kaplıcalar vardır. <span id="more-165"></span></p>
<p>Bursa’nın kaplıcalarından Bizans devri eserlerinde de bahsedilmektedir. Fakat Bizans dönemi kaplıcaları genellikle krallık hamamlarıdır. 1326 yılında Osmanlı hâkimiyetine girmesiyle şehrin kendisi kadar kaplıcaları da gereken ilgiyi görmüş, temizliğe çok ehemmiyet veren ecdadımız aynı zamanda halka hizmet veren hamamlar da inşa etmişlerdir. Bursa’daki termal kaynaklar topoğrafik vaziyetlerine göre “kükürtlü” ve “çelikli” olmak üzere iki kısma ayrılır. Yeni Kaplıca kükürtlü, Eski Kaplıca ise çelikli kısma girer. Suların tıbbi olarak tetkiki 19. asrın ortalarına doğru başlamış olup çeşitli zamanlarda kimyager ve doktorlar tarafından raporlar oluşturulmuştur. Sıcak sular yer altından geçerken madenlerin çıkardıkları “rodom” ve “torion” gazlarını da beraberinde sürüklerler. Raporlara göre kaplıcalar romatizma ağrılarına, mesane ve idrar zorluğu rahatsızlıklarına, cilt hastalıklarına, bel ağrı-larına iyi gelir. Taşları düşürür, sinir bozukluklarını giderir, karaciğer ve safra yollarını temizler, damarları genişletir ve beyaz hücreleri fazlalaştırır. Az miktarda bulunan radyoakti¬vite, kalbin hareketlerini tanzim eder. Eski Kaplıca Kentin en büyük ve en eski kaplıcası olan Eski Kaplıca, Çekirge semtinde yer almaktadır. Şu anda özel bir otel bün-yesinde hizmet vermektedir. Bizans dönemine tarihlendiği için bu isimle anılır. Sultan Birinci Murad (Hüdavendigâr) tarafından çifte hamam olarak yaptırılan kaplıcaya 1511 yılında Sultan İkinci Bayezid tarafından soğukluk kısmı eklenmiştir. İki kubbe ile örtülen soğukluk, yarım kubbe¬lerle desteklenmiştir. Ortadaki mermer havuza sıcak suyun boşaldığı aslanağzının bulunduğu yerde de 1675 yılına ait kitabeli bir ayna taşı dikkati çekmektedir. Havuzun çevre-sindeki sekiz tane sütun ve başlıkları Bizans dönemine aittir. Yapı son yıllarda tamirat görmüş ve bir bölümü kadınlar için ayrılmıştır. Yeni Kaplıca Kanuni Sultan Süleyman’ın damadı Sadrazam Rüstem Paşa tarafından 1552 yılında inşa ettirilmiştir. Kanuni, müptela olduğu nikrisi (bazı kaynaklarda damla) tedavi ettirmek için Bursa’ya gelmiş, kaplıca sularından fayda görünce de bu hamamın yaptırılmasını emretmiştir. Kaplıcanın tavanı 12 metre çapında iki büyük kubbeyle örtülüdür. Hamamın içindeki halvetlere su soğumadan ulaştığı için sıcaklık 84 dereceyi bulmaktadır. Yeni Kaplıca, üçü büyük olmak üzere toplam on kubbeyle örtülü, klasik dönem Osmanlı binalarındandır. Diğer kubbeli hamamlarda olduğu gibi, soyunmalık, soğukluk, sıcaklık bölümlerinden oluşmaktadır. Muhteşem kubbesi, kırk kurnanın bulunduğu havuzu, çinileri ve üşük terleteni ile görülmeye değer bir tarihî hamamdır. Yapının sonradan eklenen kaynarca bölümü ise sadece hanımlara hizmet vermektedir. Karamustafapaşa Fatih Sultan Mehmed’in veziri ve Sultan İkinci Bayezid’in damadı olan Kara Mustafa Paşa tarafından yaptırılan hamam ev görünümünde olup fazlaca ilgi gören kaplıcalar arasındadır. Erkekler ve aileler hamamı olarak iki bölüme ayrılır. Ayrıca 25 odasıyla otel olarak hizmet vermektedir. Su verimi az olduğu için büyük havuzu yoktur. Su sıcaklığı 54 derecedir. Kükürtlü Kaplıcaları Bademli Bahçe Kaynağı’na bağlı olan bu kaplıcaların yedi kaynağı vardır. Kükürtlü ve radyoaktif olan bu sular, banyo ve içme olarak kullanılır. Kükürtlü suları damar hastalıklarına ve kronik iltihaplı hastalıklara iyi gelmektedir. Kaplıcanın erkekler kısmını Sultan Birinci Murad Han, kadınlar kısmını ise Sultan İkinci Bayezid Han yaptırmıştır. Bilahare Kanuni Sultan Süleyman tarafından da bazı ilaveler yapılmıştır. Su sıcaklığı 54-84 derece arasında değişmektedir. BURSA’NIN İLÇELERİNDEKİ KAPLICALAR Oylat Kaplıcaları İnegöl’ün 27 km. güneyinde yer alan kaplıcalar üç kay¬naktan beslenmektedir. Sülfatlı suların bütün özelliklerini taşıyan kaplıca suları nefrit, romatizma, siyatik ve böbrek rahatsızlıklarına iyi gelmektedir. Oylat aynı zamanda insana huzur veren muhteşem tabiatı ve 665 m. uzunluğundaki sarkıt/dikit mağarası ile de çok rağbet görür. Gemlik (Terme) Kaplıcaları Gemlik ilçe merkezinin güneyinde Umurbey yolundadır. Kaynağın suyu romatizma, nevralji, zihnî yorgunluklar ve kalp hastalıklarına iyi gelmektedir. Dümbüldek (Mustafakemalpaşa) Mustafakemalpaşa’ya 19 km. uzaklıktaki Akarca yöresinde yer alır. Su, iki metre derinliğinde, kuyu gibi bir yerden köpürerek kaynar. Bu sebeple “dümbüldek” adı verilmiştir. Banyo olarak ağrılı hastalıklara iyi geldiği, dolaşımı düzenlediği, içindeki demir nedeniyle cilt üzerinde iyileştirici etki yaptığı, içme kürü olarak da karaciğer, mide, bağırsak, pankreas ve safra kesesi rahatsızlıklarını giderici özellikleri olduğu bilinmektedir.</p>
<p>kaynak: Yedikıta Dergisi, Haziran 2011 sayısı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursa-kaplicalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2.Abdülhamid Han</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/2-abdulhamid-han/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/2-abdulhamid-han/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 10 Mar 2012 13:23:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[2.Abdülhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[sultan hamid]]></category>
		<category><![CDATA[ulu hakan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[       9 Şubat 2012 tarihinde büyük tarihçilerimizden Yılmaz Öztuna vafat etti. 10 Şubat tarihi ise 2.Abdülhamid Han&#8217;ın vefat yıldönümü idi. Bu bağlamda hem kaybettiğimiz tarihçimizin vefatının bilinmesini hem de yine bu tarihçimizin yazmış olduğu bir yazı ile Abdülhamid han&#8217;ı hatırlamaktır gayemiz. faydalı olması dileğiyle. Tarihçi Yılmaz Öztuna 23 Mayıs 2006 tarihli makalesinde şöyle yazmış: Abdülhamit Han Pişmanlığı &#8220;31 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2012/03/hamid2.jpg"><img class="alignleft  wp-image-155" title="abdülhamid han" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2012/03/hamid2-256x300.jpg" alt="" width="155" height="158" /></a>       9 Şubat 2012 tarihinde büyük tarihçilerimizden Yılmaz Öztuna vafat etti. 10 Şubat tarihi ise 2.Abdülhamid Han&#8217;ın vefat yıldönümü idi. Bu bağlamda hem kaybettiğimiz tarihçimizin vefatının bilinmesini hem de yine bu tarihçimizin yazmış olduğu bir yazı ile Abdülhamid han&#8217;ı hatırlamaktır gayemiz. faydalı olması dileğiyle.</p>
<p>Tarihçi Yılmaz Öztuna 23 Mayıs 2006 tarihli makalesinde şöyle yazmış:</p>
<p><span id="more-153"></span></p>
<p><strong>Abdülhamit Han Pişmanlığı</strong></p>
<p>&#8220;31 Mart 1909 ayaklanması, BIS (British Intelligence Servis) tarafından tertiplenmiş, imparatorluk politikasında henüz çok toy olan İttihatçılar’a icra ettirilmiş, iğrenç bir eylemdir. Hedef, Sultan Abdülhamîd’i tahttan indirmekti. Maksat hâsıl oldu.&#8221; Meşhur Dr. Rıza Nur Sultan Abdülhamid&#8217;e karşı çıkanlardan; hatta hatıralarında Sultan Abdülhamid aleyhine yer yer ağır ifadeler var. Buna rağmen Cumhuriyet dönemini anlatırken şunları yazmaktan kendini alamamış:</p>
<p>&#8220;Hürriyet imha edildi. Yeni bir zulüm ve istibdad dönemi başladı. Bu zulüm ve istibdad Abdülhamid&#8217;inkinden de İttihadçılarınkinden de dehşetli oldu. Zavallı Hamid kaç kişiyi asmıştı. Hiç&#8230; Hele hiç hırsızlık etmedi, hiç fuhuş yapmadı, hiç israfta bulunmadı. Bilakis memlekette bunların önüne geçmeye çalıştı idi. Bu devre bakınca insan Abdülhamid aleyhine kıyam ettiğine utanıyor.&#8221;(1)</p>
<p>&#8220;İttihadçıların halini görünce Abdülhamid aleyhine çalıştığıma utanmış, ne büyük günah işlemişim demiştim. Bunu görünce Abdülhamid&#8217;e de İttihadçılara da rahmet okuyor, aleyhlerine çalışmakla ettiğim günahların affını Allah&#8217;dan diliyorum.&#8221; (2)</p>
<p>Rıza Tevfik de Sultan Abdülhamid&#8217;e karşı çıkanlardan; hatta kendi ifadesiyle, 31 Mart komplosunu tertipleyenlerden biri. Seneler sonra Sultan Abdülhamid&#8217;den &#8220;özür dileyen&#8221; bir şiir yazmış. Necip Fazıl Kısakürek bu şiiri 1947&#8242;de Büyük Doğu’da yayınladığı için bir süre hapis yatmış. Rıza Tevfik’in hastane yatağında şunları söylediği naklediliyor:</p>
<p>&#8220;Ben bu şiiri Türk milletine hakaret kasdıyla değil, tamamıyla aksi olarak, Türk milletini ölüme götüren bir zümreyi teşhir ve Abdülhamid Han&#8217;a edilen iftiraları tespit gayesiyle yazdım. 31 Mart vakasını tertiplediği isnadı altında tahtından alaşağı edilen büyük hükümdar, bu isnadla, sade iftiraların değil, tertiplerin de en hainine hedef tutulmuştur. 31 Mart&#8217;ı tertipleyen İttihatçılar ve bu işe memur edilenler arasında bizzat ben varım. 31 Mart&#8217;ı kışkırtma ve körükleme işini Selim Sırrı ile Rıza Tevfik idare etti. Hasta yatağımdan söylediğim bu sözlere tarih kulak kabartsın.&#8221;(3)</p>
<p>Sultan İkinci Abdülhamid&#8217;in aleyhinde faaliyet gösterenlerin elebaşçılarından biri olan feylâsof Rıza Tevfik, devlet elden gidince korkunç pişmanlığını dile getiren, &#8220;Sultan Abdülhamid Han&#8217;ın Ruhâniyetinden İstimdat&#8221; adlı mersiyesinde şöyle feryad eder: Nerdesin şevketlim, Sultan Hamid Han? Feryâdım varır mı bârigâhına? Ölüm uykusundan bir lâhza uyan, Şu nankör milletin bak günahına.</p>
<p>Târihler ismini andığı zaman, Sana hak verecek, ey koca Sultan; Bizdik utanmadan iftara atan, Asrın en siyâsî Padişâhına.</p>
<p>&#8220;Pâdişah hem zâlim, hem deli&#8221; dedik, İhtilâle kıyam etmeli dedik; Şeytan ne dediyse, biz &#8220;beli&#8221; dedik; Çalıştık fitnenin intibahına.</p>
<p>Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz, Bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz. Sade deli değil, edepsizmişiz. Tükürdük atalar kıblegâhına.</p>
<p>Sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena, Bir sürü türedi, girdi meydana. Nerden çıktı bunca veled-i zinâ? Yuh olsun bunların ham ervâhına!</p>
<p>Bunlar halkı didik didik ettiler, Katliâma kadar sürüp gittiler. Saçak öpmeyenler secde ettiler. Tükürün onların pis külâhına.</p>
<p>Haddi yok, açlıkla derde girenin, Sehpâ-yı kazâya boyun verenin. Lanetle anılan cebâbirenin Bu, rahmet okuttu en küstahına.</p>
<p>Çok kişiye şimdi vatan mezardır, Herkesin belâdan nasîbi vardır, Selâmetle eren pek bahtiyardır, Harab büldânın şen sabahına.</p>
<p>Milliyet dâvâsı fıska büründü, Ridâ-yı diyanet yerde süründü, Türkün ruhu zorla âsi göründü, Hem Peygamberine, hem Allâh&#8217;ına.</p>
<p>Lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin Âhiretten bile himmet eylersin, Çok çekti şu millet murada ersin Şefâat kıl şâhım mededhâhına. (Sultan AbulHamid Hân&#8217;a ithafen-Rıza Tevfik Bölükbaşı ) Lûgat İstimdad: Medet ve yardım istemek Beli: Evet Ervâh: Ruhlar, canlar Cebâbire: Zâlimler Büldân: Şehirler, iller Mededhâh: Yardım bekleyen</p>
<p>Vaktiyle İttihat ve Terakki fırkasının içinde Abdülhamid Han&#8217;a düşmanlık eden Süleyman Nazif’de pişmanlığını aşağıdaki şiiri ile dile getirmiş.</p>
<p>&#8220;Padişahım gelmemişken yada biz, İşte geldik senden istimdada biz, Öldürürler başlasak feryada biz, Hasret olduk eski istibdada biz.</p>
<p>Dem-bedem coşmakta fakr u ihtiyaç, Her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç. Memleket matemde, öksüz taht u taç, Hasret olduk eski istibdada biz.&#8221;</p>
<p>Ayrıca Sultan İkinci Abdülhamid Han 1905 yılının Temmuz ayında Ermeni komitacıların kendisine düzenlediği bir suikast girişiminden 1 dakika 42 saniyelik bir gecikmeyle kurtulmuştu. Şair Tevfik Fikret ise bunun üzerine Ermeni komitacılara olan sitemini ve Padişah&#8217;a olan kinini şu dörtlükle ifade etmişti; &#8220;Ey şanlı avcı, damını bi Hüda kurmadın, Attın, fakat yazık ki, yazıklar ki, vuramadın. Dursaydı bir dakikacağız devr-i bi-sukun Bir hayır olurdu, misli asırlara geçmemiş.&#8221; Daha sonra Tevfik Fikret ise pişmanlığını İttihat ve Terakki düşmanlığı ile gösteriyor ve çok meşhur olan &#8220;Yiyin efendiler yiyin aksırıncaya tıksırıncaya kadar yiyin&#8221; şiirini kaleme alıyor. Ali Haydar Efendi anlatıyor: “Sultan Abdülhamid’i din düşmanları bize bile kötü tanıttılar, sonra anladık ki kerametleri olan büyük bir veli imiş. Osmanlı, İslam’a çok büyük hizmetlerde bulundu. Hele Sultan Abdülhamid olmasa ehl-i sünnet eserleri ortadan kalkmaya mahkûm olurdu. Onun gayreti, siyaseti ve himmeti sayesinde ileriki nesillere sahih kaynaklar ulaşabildi. Bir kere beni huzuruna kabul etti. Sultanlar perde arkasından konuşurlardı. Beni kendisine çok yaklaştırdı, birden perdeyi kaldırınca burun buruna geldik. O zaman bana: -Ali Haydar efendi! Etrafımda senin gibi taviz vermeyen âlimler olsaydı bu Devlet-i Aliyye bu hale gelmezdi, dedi. Allahu teala ona yüksek dereceler ihsan eylesin”.(4) Sultan’a karşı çok ağır laflar edenlerden birisi de İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy. Safahat kitabında şuan aklımda kalan çeşitli hakaretler mevcut. Bir kaç örnek verelim;</p>
<p>*Ah efendim o herif yok mu kızıl kâfirdi (s. 422) *İstibdat isimli şiirinde: ”Düşürdün milletin en kahraman evladını ye’se Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun ruh-i İblis’e” *Ortalık şöyle fena böyle müzebzep işler Ah o Yıldız’daki baykuş ölüvermezse eğer (s. 402) *Çoktan beridir vardı benim bir derdim Gideyim zalimi ikaz edeyim isterdim Kafes ardında hanımlar gibi Saikliydi Hamid Âl-i Osmandan bu korkaklık edilmezdi ümid (s. 415)</p>
<p>Safahat incelenirse bunlara ilaveten &#8220;Korkak, baykuş, merkep, hayvan, zalim, mel’un, kızıl kâfir&#8221; gibi ağır hakaretler görülecektir. Evet, Mehmet Akif&#8217;’in II. Abdülhamit&#8217;i baykuş&#8217;a benzettiği doğrudur. Bu zamanlarda herkesin düştüğü hataya Mehmet Akif&#8217;te Düşmüştür. Ama Safahat&#8217;ın son bölümlerinden alınan bu beyitler Mehmet Akif&#8217;in pişmanlığını anlatmaktadır.</p>
<p>Giden semerciyi, derler, bulur muyuz şimdi? Ya böyle kalfa değil, basbayağı muallimdi.</p>
<p>Nasılda kadrini vaktiyle bilemedik, tuhaf iş; Semer değilmiş o rahmetlininki devletmiş!</p>
<p>Ayrıca Akif&#8217;in Mısır&#8217;dayken, saygı duyduğu yakın dostlarından Yozgatlı Mehmet Efendi&#8217;ye söylediği şu sözler hastalandığı yıllarda II. Abdülhamid hakkındaki görüşünü değiştirmiş olduğuna bir delil olarak kabul edilebilir. &#8220;ölmez de iyileşebilirsem hatıralarını yazmak istiyorum. Hatıralarımda Sultan II. Abdülhamid&#8217;e karşı itizar (özür dileme) ve itiraflarım olacak.&#8221; Aktaran; Şemsettin Şeker.</p>
<p>SENİN KABUL ETMEDİĞİNİ BİZ DE ETMİYORUZ! Mehmet Akif her sabah erkenden gittiği Ayasofya&#8217;da birinin sürekli gözyaşı döküp ağladığına şahit olunca dayanamaz bir gün artık bunca gözyaşının sebebini, bilmediği bu insandan sorar. Adam anlatmak istemese de Akif&#8217;in ısrarı üzerine nihayet gözyaşlarını silerek başlar meselenin iç yüzünü ifade etmeye&#8230; —Ben der, 2. Abdülhamit Han&#8217;ın ordusunda binbaşı idim. Babamın vefat etmesi üzerine istifa edip miras kalan servetin başına geçmek istedim. İlgili merciler istifamı kabul etmeyince nihayet Sultan Abdülhamit Han&#8217;a gönderdim. O da kabul etmedi. Bu defa bizzat huzura çıkıp isteğimi anlattım. —Babam vefat etmiştir. Bana kalan mirasın başına geçip şahsi işlerime bakmak istiyorum. Beni ordudaki görevimden affedin! Belli ki Sultan razı değildi istifama. Ama ben üsteledim. Israrımı anlayınca dayanamadı, elinin tersi ile : —Var git ne halin varsa gör! der gibi bir tavır takındı. Ben de ordunun o sıkıntılı devresinde, tam ihtiyacın bulunduğu hengâmede kumanda ettiğim taburumu bırakıp evime döndüm. Ne olduysa işte o gece oldu. Bir müddet uyuduktan sonra gördüğüm rüya bana bu gözyaşlarını hala döktürmektedir. —Nasıl bir rüya gördünüz? Anlatın lütfen. —Rüyamda Resûlüllah Aleyhisselam (s.a.v) orduyu teftiş ediyordu. Yanında Hz. Ebu Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.), Hz.Ali (r.a.) efendilerimiz vardı. Onlardan sonra ise Sultan Abdülhamit Han duruyordu. Resûlüllah Aleyhisselamın önünden geçen askerler gayet derli toplu intizam içinde geçerken benim taburum göründü. Ne yazık ki onların başında kumandanları yani ben yoktum. Bu yüzden disiplinsiz ve intizamsız geçiyorlardı. Bu durumu gören Efendimiz (s.a.v) geriye dönüp Abdülhamit Han&#8217;a sordu: —Bu taburun durumu nedir böyle? Neden derli toplu değiller. Kumandanları yok mu? Abdülhamit Han, teessür içinde cevap verdi: —Bu taburun komutanı ısrarla istifasını istedi. Kabul etmedim, yine istedi. Ben de kabule mecbur oldum. Bu yüzden kumandansız, başıboş kaldılar. İşte bu cevaptan sonra Efendimiz (s.a.v)&#8217;in yüzünde bir üzüntü ifadesi gördüm. O da mübarek elinin tersiyle yukarıya doğru işaret ederek buyurdu ki: —Öyle ise biz de onun istifasını kabul ettik, gitsin gittiği yere kadar! Sabahları Ayasofya&#8217;da sürekli gözyaşı döktüğünü gördüğü meçhul adamın bu durumunu dinleyen Mehmet Akif&#8217;te bir hayli üzülür. Müstafi komutan ise ağlamaya devam ederken pişmanlığını tekrar eder: —Keşke babamdan kalan miras büsbütün yok olsaydı da ben hizmetimin başından ayrılmasaydım, bana düşen hizmeti ifa etmekte cimrilik göstermeseydim. Şimdi para da kazansam, mal mülk sahibi de olsam bana huzur vermiyor, rahat edemiyorum. Vicdan Azabının Ağırlığı</p>
<p>Prof. Dr. A, Ragıp Akyavaş&#8217;ın &#8221;Tarih Mahşeri&#8221; kitabının birinci cildinden şu önemli iktibası da yapıp bahsimize devam edelim:</p>
<p>Sultan Abdülhamid Han hakkında malûm fetvayı hazırlayanlar içinde tefsir sahibi Elmalılı Küçük Hamdi Efendi, hadiseden uzun bir müddet bulunduğum bir sohbet meclisinde: &#8221;Hayatımda bu kadar ağır bir vicdan azabı çekmedim. Başıma ne geldiyse bunun manevî sillesidir. Gençlik saikasıyla bir iştir işledim. Allah beni affetsin!&#8221; diye üzülerek bahsetmişti. Pek çok kişinin yanıldığı ve yanıldıklarını itiraf ettiği bir kişi olmuştur Abdülhamid Han. Enver Paşa’nın son pişmanlığı: En büyük hatamız, Abdülhamid’i anlayamamaktır!</p>
<p>Enver Paşa pişmanlığını Mersinli Cemal Paşa&#8217;ya şöyle ifade eder : &#8220;Paşam , bütün ef&#8217;alimin(eylerimin) hesabını vermeye hazırım. Biz Turan yapmak istedik , viran olduk. Bizim asıl mes&#8217;uliyetimiz , Sultan Hamid&#8217;i anlamamak ve Siyonizme alet olmaklığımızdır.Acıdır , fakat hakikiat bu &#8221;</p>
<p>Enver Paşa’nın yurt dışına çıkışından bir gün önce söylediği bu ibretâmiz sözleri, görüşme sırasında Enver Paşa’nın yaveri Mersinli Cemal Paşa’nın yaveri olarak hazır bulunan Cevat Rifat Atilhan aktarmaktadır.(5) Başta Sultan Abdülhamid&#8217;in idaresinin yanlış olduğunu düşünen (1.Said Dönemi) Bediüzzaman Said Nursi Tek partili döneminin sıkıntılarını ve istibadını gördükten sonra bir keresinde Bediüzzaman Abdülhamid hakkında şunları söyler : &#8221; Keçeli Said , sen şefkatli bir padişaha müstebit diye itiraz etmiştin.Onun cezası olarak şu dehşetli istibdadın cezasını çek bakalım &#8221;</p>
<p>Bediüzzaman&#8217;ın Abdülhamid hakkındaki hükmü şöyledir : &#8221; Sultan Abdülhamid ,velidir.Her sabah &#8220;Ya RABBİ , sen Sultan Abdülhamid Han ve Sultan Vahidüddin ve Hanedan-ı Osmaniye&#8217;den razı ol&#8221; diye dualarımda yad ederim.&#8221;</p>
<p>İttihad ve Terakki merkez-i umumîsi azalarından Fatin Gökmen&#8217;in aktardığına göre; Sultan Abdülhamid&#8217;in hıyanetine ilişkin bir vesika bulmak amacıyla Hâfız İsmail Hakkı Paşa ile birlikte hazine-i hassa&#8217;nın tüm evraklarını ve hesaplarını tetkike memur edilirler. Üç aylık tetkikleri sırasında; Bulgar Kralı&#8217;ndan gelen bir telgraf bulurlar. Kralın gönderdiği telgraf metni şöyledir:</p>
<p>“Edirne&#8217;yi bana verirseniz ben Hareket Ordusu&#8217;nu dağıtırım ve saltanatınız tehlikeden masun kalır.”</p>
<p>Sultan Abdülhamid ise telgrafında şu karşılığı verir:</p>
<p>“Ben ne saltanatım ne de hanedanım için Müslüman askerlerinin üzerine bir Hıristiyan ordusunun taarruzunu asla istemem.” Bunları anlatırken gözleri yaşaran Fatin Gökmen: “Biz bu telgrafı bulunca hayretten donakaldık. Ve o zaman kanaat getirdik ki merhum Sultan Hamid&#8217;e isnat olunan kötülüklerin hepsi yalan ve iftiradır&#8230;”(6) Yarım asır önce söylenmiş bir sözü aktarayım; “Bu millet Sultan Abdülmecid Han’a yapılan eziyetlerin cezasını çekiyor daha Sultan Abdülhamid Han’a sıra gelmedi” Belki de sıra geldi… Kendisine karşı en çirkin ve şiddetli muhâlefeti göstermiş bulunanlar bile, zamanla ve arkasından sökün etmiş olan fâciaların îkâzıyla uyanarak nedâmet hislerini terennüm etmişlerdir. Bir Osmanlı sultanına reva görülen bu muameleye katkı sağlayan Sultan Abdülhamid&#8217;i tahtan uzaklaştıranların çoğunluğu Âlim, Paşa, Yazar ve Milliyetçiler pişman olmuşlar ama son pişmanlık fayda verir mi bilemiyoruz iş işten geçmiştir. Bu memleketin gerçek sahibi 1955′de Türkiye Büyük Millet Meclisinde, basın kanunu hakkında şiddetli tartışmalar yapılıyordu. Bir yaz günü Ankara&#8217;da Prof. Osman Turan ile Özen Kıraathanesi&#8217;nde oturuyorduk. Bir masa ötede Hamdullah Suphi Tanrıöver&#8217;in sesini duyan Osman Turan, ona doğru bakınca bizi masasına çağırdı. Gittik. Şuradan buradan konuşulurken söz basın kanunu üzerindeki sert tartışmalara geldi. O sıralarda mahut gazetelerden birisi, kendi düşüncesine ters düştüğü halde, Sultan Abdülhamid Han lehinde tefrika yayınlıyordu. Söz buraya gelince Hamdullah Suphi Tanriöver&#8217;e : &#8220;Beyefendi! Sultan Abdülhamid birinci Osmanlı Mebusan Meclisini kapamamış olsaydı, şimdiye kadar demokraside bir hayli mesafe almış ve bugünkü sert tartışmalara da yer kalmamış olacaktı.&#8221; dedim. Hamdullah Suphi Tanrıöver büyük bir kızgınlıkla sandalyesinden kalkıp oturduktan sonra : &#8220;Sen ? Birinci Osmanlı Mebusan Meclisi&#8217;ni bilir misin?&#8221; dedi. Yaşımın bunu bilmeme imkân vermediğini söyleyince : &#8220;Tarih kitaplarında resmini görmedin mi?&#8221; &#8220;Gördüm.&#8221; &#8220;Hani (eliyle tarif ederek) lahana başlı hocalar ve yanlarında dal fesli (sadece fes sarıksız demek) kişilerin resmini gördün mü?&#8221; &#8220;Evet, gördüm.&#8221; &#8220;İşte, o lahana başlı hocalar bu memleketin gerçek sahibinin temsilcisi idiler. Fakat bunlar medresenin yetiştirdiği, günün gidişinden, politikanın gerçek yüzünden, Hıristiyan mebusların kötü niyetlerinden habersizdiler. Dal fesliler de Rum, Ermeni, Yahudi, Arnavut, Durzi, Nasturi ve diğer milletlerin temsilcileri idiler. Bunlar Avrupa&#8217;da okumuş, politikanın bütün inceliklerini bilen; devleti içinden yıkmak isteyen hainlerdi. Bu şeytanlar o saf ve temiz hocaları çabucak kandırıp arkalarına kattılar. Memleket çıkarına ters düşen, devleti içinden çökertecek hareketlere giriştiler. Eğer Sultan Abdülhamid Birinci Mebusan Meclisini dağıtmamış olsaydı, İmparatorluk daha o günden dağılmış olacaktı. Buna göre sen ne dersin, İmparatorluk mu çökmeliydi, yoksa Mebusan Meclisi mi dağılmalıydı ?&#8221; dedi. &#8220;Şüphesiz meclisin dağılması daha iyidir.&#8221; dedim. &#8220;Öyle ise, Sultan Abdülhamid de senin dediğini yaptı. Meclis&#8217;i dağıtarak İmparatorluğu otuz üç sene daha yaşatmayı başardı.&#8221; dedi.</p>
<p>Hamdullah Suphi Tanrıöver&#8217;in bu sözleri kafamı allak bullak etmiş, çocukluğumda yaşlı halkın söylediklerine hak kazandırmış oluyordu. İsyan edercesine: &#8220;Beyefendi! Öyle ise neden başında bulunduğunuz Maarif Vekilliği Sultan Abdülhamid&#8217;i bize kötü tanıttı ?&#8221; Güldü. Derin nefes aldı. Eliyle havada bir çizgi yaptıktan sonra: &#8220;Bir inkilap yapılmış, saltanat kaldırılmış, cumhuriyet ilan edilmişti. Politika gereği saltanat ve sultanları kötülemek lazımdı. Biz de öyle yaptık.&#8221; dedi.(7) *** Kendisi tek partili hükümetin Maarif Vekilliği&#8217;ni yaptığı yıllarda yabancı bir heyete Süleymaniye Camii&#8217;ni gezdirir, sonra misafirler Kanuni Sultan Süleyman&#8217;ın türbesin de ziyaret etmek ister. Fakat ülkedeki bütün türbeler 30.11.1925 tarih ve 677 sayılı kanunla kapatıldığı için Hamdullah Suphi, bu yabancı misafirlere kaçamak cevaplar verir, ama sonunda gerçeği itiraf eder: &#8220;Bir müddet mazi ile alakamızı kesmek istedik. Onun için türbeleri kapattık.&#8221; Bu sıra dışı ifşaata çok şaşıran yabancı misafirler tepkilerini ortaya koymaktan ve Hamdullah Suphi&#8217;yi yerin dibine batırmaktan geri durmazlar: &#8220;Tarihi olmayan milletler, tarih huzurunda esatir ve efsane uydurarak kendilerini tatmin ederler. Sizin ise büyük bir tarihiniz var. Bu tarihi yapanların türbelerini nasıl kapatıyorsunuz?&#8221; Hamdullah Suphi bu cevaptan sonra adeta yerle bir olmuş, hakikati yeniden tanımıştır.(8) (Araştırma) Kaynaklar: 1- Bkz. Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, Altındağ Yayınevi, İstanbul, 1967. (c.4,s.1503) 2- a.e.g (c.4, s.1513) 3- Bkz. Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 15. Baskı (1992); s.140. 4- (Kasr-ı Arifan Dergisi – Kasım 2009 – Sh. 6) 5- Bkz. Cevat Rifat Atilhan, “Abdülhamid ve Siyonizm”, Sebilürreşad, Sayı: 21, Kasım 1948, s 333. 6- İbrahim Arvas, &#8220;Tarihî Hakikatler&#8221;, Ankara 1964, s. 10. 7- (Abdülhamid Han&#8217;ın Muhtıraları, Oymak Yayınları, İstanbul, Tarihsiz, Sayfa: 7–8–9–10) 8- (Hamdullah Suphi ve Anıları, İstanbul, 1968, Sayfa: 174)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/2-abdulhamid-han/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bursa&#8217;da Tarih Yazılıyor</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursada-tarih-yaziliyor/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursada-tarih-yaziliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 12 Mar 2011 00:42:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bursa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[bursa]]></category>
		<category><![CDATA[bursa büyükşehir belediyesi]]></category>
		<category><![CDATA[bursa tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=133</guid>
		<description><![CDATA[     BURSA’DA TARİH; YAZILMAYA DEVAM EDİLİYOR -Bursa Büyükşehir Belediyesi, kentin soyut kültürel mirasının ayağa kaldırılması yönündeki çalışmalar kapsamında 6 yeni eseri daha Bursa belgeliğine kazandırdı. - Başkan Altepe, Bursa’nın tarih, kültür ve tüm değerlerini ortaya çıkaran daha birçok eserin yazım aşamasında olduğunu belirterek, “Tarih; yazılmaya devam ediliyor” dedi. BURSA – Bursa’nın tarihi, kültürel ve sosyal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>     <a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2011/03/BURSA.png"><img class="alignleft size-medium wp-image-134" title="BURSA" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2011/03/BURSA-300x290.png" alt="" width="180" height="174" /></a>BURSA’DA TARİH; YAZILMAYA DEVAM EDİLİYOR<br />
-Bursa Büyükşehir Belediyesi, kentin soyut kültürel mirasının ayağa kaldırılması yönündeki çalışmalar kapsamında 6 yeni eseri daha Bursa belgeliğine kazandırdı.<br />
- Başkan Altepe, Bursa’nın tarih, kültür ve tüm değerlerini ortaya çıkaran daha birçok eserin yazım aşamasında olduğunu belirterek, “Tarih; yazılmaya devam ediliyor” dedi. <span id="more-133"></span>BURSA – Bursa’nın tarihi, kültürel ve sosyal hafızasını tazeleyerek kentin değerlerini gelecek kuşaklara aktarmak için yoğun çaba harcayan Büyükşehir Belediyesi, 6 yeni eseri daha Bursa belgeliğine kazandırdı. Kitapları kamuoyuna tanıtan Başkan Altepe, daha birçok eserin yazım aşamasında olduğunu belirterek, “Tarih; yazılmaya devam ediliyor” dedi.</p>
<p>Bursa’nın tarihi, kültürel ve sosyal hafızasının uzun soluklu bir çalışmayla ele alındığı ‘Bursa Kütüğü’, Kızık Köylerini anlatan “Uludağ’ın Beşibirliği; Bursa Kızık Köyleri”, Osmanlı çarşılarının tüm yönlerinin ele alındığı “Çarşı’nın Öyküsü” ve “Ziraat Mektebi” gibi bir eserle Bursa’nın tarihine ışık tutan Büyükşehir Belediyesi 6 yeni eseri daha Bursa belgeliğine kazandırdı. Bursa Araştırmaları Merkezi tarafından akademisyenler ve konunun uzmanlarının katkılarıyla hazırlanan “Kukla ve Gölge Tiyatrosu”, “Uludağ Buluşmaları”, “Yarhisar Gezileri”, “1896 Baharında Bursa”, “Süheyl Ünver’in Bursa Defteri” ve İstanbullu bir müverrih olan Hüseyin Vassaf’ın Bursa’ya yaptığı araştırma ve inceleme gezisi notlarından oluşan “Bursa Hatırası” adlı eserler Şehir Kütüphanesi’nde düzenlenen törenle kamuoyuna tanıtıldı.</p>
<p>“Zenginliklerimizi gün yüzüne çıkarıyoruz”<br />
Üftade Salonu’nda düzenlenen ve kitapların hazırlanmasına katkı sağlayan akademisyenler ile araştırmacıların da katıldığı toplantıda konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, şehirlerin tarihe şahitlik yapan, tarih yazan ve yazdıran merkezler olduğunu vurguladı. Şehirler dönüşüp değişirken tarihçiler ve edebiyatçıların da şehrin o anına, o gününe ait görünümlerini, güzelliklerini kayda geçirdiğini ifade eden Başkan Altepe, “Büyükşehir Belediyesi olarak tüm zamanların nadide şehirlerinden biri olan Bursa’nın zenginliklerini gün yüzüne çıkarmaya devam ediyoruz. Bursa’mızın tarihi, kültürel ve sosyal hafızasının titiz çalışmalarla geleceğe taşındığı kaynak eseri kütüphanelerimize kazandırıyoruz” dedi.</p>
<p>“Tarih; yazılmaya devam ediliyor”<br />
Fiziki anlamda Bursa’nın tarihi ve kültürel değerlerini ayağa kaldırırken, somut olmayan kültürel mirası da hiçbir zaman ihmal etmediklerinin altını çizen Başkan Altepe, Bursa’nın gizli kalmış değerlerinin ortaya çıkarılması konusunda akademisyenler başta olmak üzere tüm kent dinamikleriyle alışmalar yaptıklarını hatırlattı. Bursa Araştırmaları Merkezi’nin tamamen bu amaç doğrultusunda kurulduğunu ifade eden Başkan Altepe, “Bursa Kütüğü, Savunma Hatlarından Yaşam Alanlarına, İnsan ve Ekmek, Bursalı Şair Ahmet Paşa ve Dönemi, Malik Aksel Kitabı, Bursa Ziraat Mektebi, Kızık Köyleri ve Çarşı’nın Öyküsü gibi eserleri belgeliğimize daha önce kazandırmıştık. Bugün tanıttığımız 6 eserin dışında Bursa’nın Spor Tarihi, Bursa’nın Hazireleri, Bir İmparatorluğun Başkenti Bursa, Bursa’da Yapıların Oluşum Aşamaları, Bursa’nın Tarihi Mahalleleri, Halil İnalcık’ın Bursa Makaleleri gibi birçok eser de halen yazım aşamasında. Yani Bursa’da tarih; yazılmaya devam ediliyor” diye konuştu.</p>
<p>“Kayıp kitap gün ışığına çıktı”<br />
Toplantıda söz alan Uludağ Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mustafa Kara, İstanbullu bir müverrih olan ve 1872-1929 yılları arasında yaşamış Hüseyin Vassaf’ın Bursa’ya yaptığı araştırma ve inceleme gezisi notlarından oluşan “Bursa Hatırası” isimli eserin dünyada bir ilk olduğunu söyledi. Hüseyin Vassaf’ın basılmış bir çok eseri bulunduğunu dile getiren Kara, “Ancak bu kendi eliyle kaleme aldığı eser, kayıtlarda olmasına rağmen, kayıptı. Bu kitabın izini sürdük ve yıllar sonra bizzat Vassaf’ın el yazısıyla kaleme aldığı orijinal notlara ulaştık. Kitap bu anlamda bir ilk olması açısından önemli. Bir diğer önemli yanı ise kitapta yer alan fotoğraflar 1901 yılının yani 110 yıl öncesi Bursa’nın görüntülerini yansıtıyor. Bir anlamda 110 yıl öncesi Bursa’yı da okuyucularla buluşturmuş oluyoruz. Bu anlamda bize bu eseri hazırlama imkanı veren Büyükşehir Belediyesine ve Bursa Araştırmaları Merkezi’ne teşekkür ediyorum” diye koştu.<br />
“Kukla ve Gölge Tiyatrosu” kitabının hazırlanmasına katkı veren Mevlüt Özhan, Fatma Fahrünnisa Hanım’ın 11 günlük Bursa ziyaretinin ardından kaleme aldığı<br />
“1896 Baharında Bursa” adlı esere katkı veren Nezaket Özdemir ile diğer kitapların hazırlanmasında katkılarını esirgemeyen Prof.Dr. Mefail Hızlı ile Doç. Dr. Hasan Basri Öcalan da Bursa’nın soyut mirasına katkıları nedeniyle Başkan Altepe’ye teşekkür etti.</p>
<p>BURSA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ<br />
BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER ŞUBE MÜDÜRLÜĞÜ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/bursada-tarih-yaziliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muradiye Külliyesi Restorasyonu</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/muradiye-kulliyesi/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/muradiye-kulliyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 09 Mar 2011 06:21:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bursa Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[2.murad]]></category>
		<category><![CDATA[külliyeler]]></category>
		<category><![CDATA[muradiye]]></category>
		<category><![CDATA[muradiye külliyesi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[      Bursa’nın önemli değerlerinden biri olan Muradiye Külliyesi restorasyonuna beklenen karar çıktı Uzun zamandan beri ilgi bekleyen külliyeler özellikle Muradiye Külliyesi anıtlar kurulundan alınan izinle Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu başlatılacak. Muradiye Külliyesi, Bursa’da Osmanlı Sultanları tarafından yaptırılan son külliyedir. Sultan 2. Murat tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılmış ve içinde bulunduğu semte ismini vermiştir. Bursa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2011/03/muradiye.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-126" title="muradiye" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2011/03/muradiye-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a>      Bursa’nın önemli değerlerinden biri olan Muradiye Külliyesi restorasyonuna beklenen karar çıktı<br />
Uzun zamandan beri ilgi bekleyen külliyeler özellikle Muradiye Külliyesi anıtlar kurulundan alınan izinle Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu başlatılacak. Muradiye Külliyesi, Bursa’da Osmanlı Sultanları tarafından yaptırılan son külliyedir. Sultan 2. Murat tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılmış ve içinde bulunduğu semte ismini vermiştir.<span id="more-125"></span><br />
Bursa Valisi Şahabettin Harput Bursa&#8217;nın çok önemli ve değerli tarihi mekanlarından biri olan Muradiye Külliyesinin bulunduğu mekan, yeterli ilgi ve bakımın sağlanamaması sonucu çok mahzun bir şekilde kendisine uzanacak eli bekliyordu. Valilik olarak Bursa&#8217;daki pek çok tarihi eserlerin yanında özellikle Muradiye Külliyesi&#8217;nin mutlaka ele alınması ve layık olduğu yere getirilmesi için yoğun bir çaba gösterdik.&#8221; dedi.<br />
İkinci Murat ve beraberindeki 12 türbe ile Türkiye&#8217;nin en büyük külliyelerden biri olan Muradiye Külliyesi&#8217;nin aynı zamanda dünyadaki üç büyük külliyeden biri olduğu bilgisini veren Vali Şahabettin Harput, &#8220;Muradiye Külliyesi&#8217;nin bu haliyle kalmasına hiçbir gönül, hiçbir insan tahammül edemez. Bu anlayışla külliyedeki 12 türbenin restorasyonu ile alakalı bir yıldan beri çalışmaktayız. Türbelerin restorasyon projelerinin hazırlanması geçen yılın mart ayında ihale edildi. Nihayet Aralık ayının son haftasında Anıtlar Kurulu&#8217;nun yaptığı toplantıda projelerin tamamının restorasyon çalışmaları onaylandı.&#8221; şeklinde bilgi verdi.<br />
 Külliyede bulunan türbeler:<br />
Sultan 2.Murat, Cem Sultan, Şehzade Mustafa, Şehzade Ahmet, Fatih Sultan Mehmet’in annesi Hüma hatun ve ebesi,  Gülşah Hatun, Şehzade Mahmut, Şirin Hatun, Gülruh Hatun, Mükrime Hatun’un yanı sıra isimleri bilinmeyen saraylılar da bulunmaktadır. <br />
*Yedikıta  Dergisi Mart 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/muradiye-kulliyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YA İSTANBUL BENİ ALIR, YA BEN İSTANBUL’U…</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/ya-istanbul-beni-alir-ya-ben-istanbul%e2%80%99u%e2%80%a6/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/ya-istanbul-beni-alir-ya-ben-istanbul%e2%80%99u%e2%80%a6/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 May 2010 14:45:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[fatih]]></category>
		<category><![CDATA[fetih]]></category>
		<category><![CDATA[fetih ve fatih]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbulun fethi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlievladiyiz]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[    Asırlar boyunca İstanbul birçok devletin gözdesi olmuş ve orayı ellerinde bulundurmak istemişlerdir. Yine şehri birçok yabancı seyyah gezmiş, hakkında sözler söylemiş ve şehre âşık olanlar uğruna şiirler yazmıştır. Pedro de Urdemalas 16. Asırda gördüğü İstanbul için diyor ki: “ İstanbul’u Roma’ya Venedik’e Milano’ya Napoli’ye Paris’e veya Lyon’a benzetmek yanlış olur. Saydığım şehirleri de gördüğüm için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/05/cropped-fetihpark0181op0.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-103" title="istanbulun fethi" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/05/cropped-fetihpark0181op0.jpg" alt="" width="736" height="171" /></a></p>
<p style="text-align: left;">    Asırlar boyunca İstanbul birçok devletin gözdesi olmuş ve orayı ellerinde bulundurmak istemişlerdir. Yine şehri birçok yabancı seyyah gezmiş, hakkında sözler söylemiş ve şehre âşık olanlar uğruna şiirler yazmıştır. Pedro de Urdemalas 16. Asırda gördüğü İstanbul için diyor ki: “ İstanbul’u Roma’ya Venedik’e Milano’ya Napoli’ye Paris’e veya Lyon’a benzetmek yanlış olur. Saydığım şehirleri de gördüğüm için diyebilirim ki, hepsi bir araya gelseler; tarihi ehemmiyet, genişlik, mevki, güzellik, ticaret ve bolluk bakımından hep birlikte İstanbul’a yetişemezler.”<br />
Busbecq, mektuplarında “Allah İstanbul’u sanki dünyânın payitahtı olmak üzere yaratmıştır.” demektedir. <span id="more-100"></span><br />
      İşte böyle güzel bir şehir için Peygamber Efendimiz “İstanbul elbette fetholunacaktır, onu fetheden kumandan ne güzel kumandan; onu fetheden asker ne güzel askerdir.” (Müsnedi Ahmed bin Hanbel) buyurmuş, bu Hadis-i Şerifine imtisâlen birçok kumandan İstanbul için sefere çıkmıştır. Peygamber dostu Eba Eyyüb-el Ensari Hazretleri de ilerlemiş yaşına rağmen bu müjdeye nail olmak için orduya katılmış ve bu topraklarda ruhunu teslim etmiştir. Mübarek kabrinin İstanbul’da bulunması da bizim için ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir. Bunu bize Eyüp Camii içerisinde bulunan hatt-ı talik ile yazılmış şu beyit ne güzel ifade ediyor:<br />
                              <strong>Yetişmez mi bu şehrin halkına bu ni’meti bari<br />
                              Habibi erkemin yari Eba Eyyüb-el Ensari<br />
</strong>     Böylesine muazzam bir şehir ve bu şehri fetheden komutandan bahsedeceğiz:<strong> Fatih Sultan Mehmed</strong>.<br />
     Taht-ı Osmaniyye’ye geçmeden evvel hedefini belirlemiş, fetih için projeler üretmeye başlamış bir padişahtır. Küçüklüğünden itibaren aldığı terbiye ve eğitimin ise izahı bizim sayfalarımıza sığmayacak kadar fazladır. Onun için tahta geçtiği andan itibaren düşüncelerini ele almaya çalışacağız.<br />
      Fatih Sultan Mehmed Bizans meselesi halledilmeden Osmanlı’ya rahat yüzü olmadığını biliyordu. Bizans’ın üzerine gidilmesi hususunu son olarak Edirne’de iken topladığı divanda devlet erkanına açtı. Konuşmasında:<br />
<strong>“Dünya devleti ebedi değildir. Fani cihanda hiç kimse de ölümsüz değildir. İnsanın dünyada nefesleri sayılıdır ve ölümsüzlük kapısı kapalıdır. Yaratılıştan gaye, kişinin Allahü Teala’yı bir bilip, imkan bulduğu nisbette ecelden mühlet buldukça onun dergahına yaklaşmaya çalışmaktır. İnsanı Cenab-ı Allah’a yaklaştıran amellerin en faziletlisini bize Ashab-ı güzinden Ebu Said el-Hudri hazretleri peygamber efendimizden naklettiği bir hadisi şerifte şöyle bildiriyor: “peygambeimize bir kişi gelip ‘insanların en faziletlisi kimdir?’ diye sual edince, Kainatın efendisi: İnsanların en faziletlisi canı ve malı ile Allah yolunda gaza eden mü’mindir. buyurdular.<br />
Şu fani alemde Ashab-ı Kiram, ömürlerinin sonuna kadar küfür ve delalete karşı cihad ve gazayı fırsat bildi ve bir anı bile boşa geçirmediler. Ömürlerinde gszasız geçen bir yıl yoktu. Hatta küffar ile aralarında gazasız bir ay bile geçirmediler. Ben de dilerim ki, “Uyun sizden bir ecir istemeyen o zatlara ki onlar hidayete ermişlerdir.” mealindeki ayet-i celilesine bağlanarak ruhu bedenden ayrılıncaya kadar gücümü i’layı kelimetullah ve ihya’yı sünneti Rasülullah’a (Allah’ın yüce ismini yaymak ve Rasül’ün sünnetini ihya etme) sarf edeyim ki, dünyada iyi bir hatıra, ahirette de bol sevab meydana gelsin.<br />
Sözün kısası, Konstantiniyye’ye sefer açmaya niyet etmiş ve himmetimi bu noktaya çevirmiş bulunuyorum. Baharda hareket etmeyi düşünüyorum. İcab eden tedbirin alınmasını, hazırlıklara girişilmesini münasip görüyorum. Bu sefer (İstanbul’un fethi kararı) benim için şu anda birinci derecede halledilmesi icap eden bir iştir. Bu tamamlanmadıkça ikinci mühim bir işe girişecek değilim.”</strong> diyerek kati kararını bildirmişlerdir.<br />
     Hz. Fatih fetih hazırlıklarına Anadolu Hisarı’nın tam karşısına yapılan ve “Boğazkesen” diye anılan Rumeli Hisarı’nı yaptırmakla başlamıştır işe. Hisar yedi bin işçi ile dört ay gibi kısa bir süre içerisinde yapılmıştır. Hatta bu sarayın hızlı ve ihtişamlı bir şekilde yükseldiğini gören Bizans İmparatoru korkarak elçiler göndermiştir. Hisarın yapılmamasını isteyen imparatorun elçilerine Sultan Mehmed şu cevabı vermiştir:<br />
  &#8220;<strong>İmparatorunuza söyleyin. Şimdiki Osmanlı padişahı öncekilere benzemez. Benim gücümün ulaştığı yerlere, sizin imparatorunuzun emelleri bile ulaşamaz&#8221;</strong> diyerek kararlığını bir kez daha gösterdi.<br />
     Sultan Mehmed 1452 yılı kış mevsimini Edirne’de geçirdi. Avrupa’dan gelebilecek yardımları engellemek amacıyla Mora’ya Gazi Turhan oğlu Ömer Bey komutasında asker gönderdi. Edirne’de surları yıkabilecek ve “Şahi” adı verilen büyük toplar döküldü. 1453 yılı Şubat ayında her biri dört yüz asker tarafından kontrol edilen ve altı yüz öküzün çektiği büyük toplar ve diğer savaş malzemeleri Konstantiniyye’ye doğru yola çıkarıldı. Ayrıca donanma boğazda Bizans’a denizden yardım gelmemesi için bekliyordu. 2 Nisan’da Haliç Bizans tarafından zincirlr kapatıldı ve aynı gün projesi bizzat Sultan Mehmed’e ait olan Şahi topları İstanbul önlerine getirildi. 5 nisan’da ise Osmanlı ordusu İstanbul önlerine gelmişti. 6 Nisan’da şimdiki Topkapı yakınlarındaki maltepe’de otağını kurarak Cuma namazını burada kıldı. Mahmud Paşa’yı Bizans’a kan dökülmeden şehri teslim etmeleri için gönderdi. İmparator’un teklifi geri çevirmesi üzerine İkinci Mehmet fetih harekatını başlattı. Topçular, kara tarafındaki surlar boyunca gülle yağdırmaya başladılar. 11 Nisan’a kadar büyük topları devreye sokmadan atışlar devam etti. Surlarda açılan gedikler geceleri tamir ediliyordu. 11 Nisandan itibaren “<strong>şahi</strong>” toplarıyla büyük gedikler açılmaya başlanmıştı.<br />
      Kuşatma başlayalı tam elli üç gün devam etmişti. Başta sultan ve askerler büyük bir kararlılık içinde savaşa devam ediyorlardı. O gün sultan fatih saldırı emrini vermiş fakat şiddetli direniş yüzünden içeri girilememişti. İkinci hücum da başarılı olamamıştı. Sultan Fatih ile Akşemsettin, Molla Gürani gibi büyükler de askerin içinde dolaşıyor ve askere moral veriyorlardı.<br />
<strong>Fetih müyesser oluyor&#8230;</strong><br />
     Ve dördüncü saldırı devam ederken askerlerin içinde bulunan Ulubatlı hasan ve otuz kadar arkadaşı surların üzerine çıkmayı başarmış, atılan oklara rağmen sancağı surlara dikmişti. Bunu gören askerler büyük bir heyecanla açılan gediklerden içeri girdiler. 29 mayıs günü peygamber efendimizin müjdesine ulaşmış olan komutan artık “Fatih” ünvanını almıştı. Şükür secdelerine kapanarak askerlere şu emri vermiştir:<br />
— <strong>Gazilerim, Allah’a şükürler olsun ki şehri fethettiniz. Şehre girdiğinizde karşı koyanların haricine, aman dileyenlere, kadınlara, çocuklara, yaşlılara, hastalara dokunmayasınız.<br />
</strong>     29 mayıs Salı günü Fatih Sultan Mehmet, Akşemseddin, Molla Gürani, diğer devlet adamları ve komutanlar ile birlikte tekbirlerle Topkapı’dan şehre girdiler. Hz. Fatih korkan halka eman verdikten sonra Ayasofya’nın Cuma’ya kadar camiye çevrilmesini emretti ve ilk Cuma namazı burada kılındı. Hz. Fatih camiye 1 haziran 1453’te tekbirler eşliğinde girdi. Hutbe manevi Fatih Akşemseddin hazretleri tarafından okundu. Cuma namazı ise Fatih Sultan Mehmet tarafından kıldırıldı.<br />
<strong>Fatih Sultan Mehmed’in icatları&#8230;<br />
</strong>    Fethin zor olacağını bilen padişah bir çok hazırlıklar yapmıştı. Bunlar içinde Dünya tarihinde görülmemiş müthiş icatları da vardı. Kendi hesap ve tertibi ile “<strong>şahi</strong>” adı verilen büyük toplar bunlardan ilk ve önemli olanıdır. Ayrıca surları aşabilmek için yürüyen kuleler yapmıştır. Yine hususi tertibi ile yapılan lağım ve siperler, askerini düşman ateşinden daima muhafaza etmiş, çok fazla ısınan ve geç soğuyan topları zeytinyağıyla yağlanmasını söyleyerek daha tesirli olarak kullanılmasını sağlamıştır. Muhasara için mancınıklar ve yürür kuleler yanında en önemli olanı da havan topunun da icadı en önemli buluşlarındandır. Gemilerin karadan yürütülmesi ise Hz Fatih’in ne kadar kararlı ve zeki olduğunu ortaya çıkarmıştır.<br />
   Büyük komutan, yeni bir çağ açan padişah, bilgili bir âlim, şair (avni mahlasıyla), mucit ve büyük manevi haslet sahibi bu padişahın asıl maksadını kendi yazdığı bir şiiriyle anlamaya çalışalım:<br />
                       <strong>İmtisal-i Cahid-ü fi’llah olubdur niyyetüm,<br />
                       Din-i İslam’un mücerred gayreti dür gayretüm.<br />
                       Fazl-ı hakk-u himmet-i Cünd-i ricaullah ile,<br />
                       Ehl-i küfr-i ser-te-ser kahr eylemektür niyyetüm.<br />
                       Enbiya-vü evliyaya istinadum var benüm,<br />
                       Lutf-i hakdandur heman ümmid-i fethu nusretüm.<br />
                       Nefs-ü mal ile n’ola kılsam cihanda ictihad,<br />
                       Hamd-ü li’llah var gazaya sad hazeran rağbetüm.<br />
                       Ey Muhammed! Mu’cizat-ı Ahmed-i muhtar ile,<br />
                       Umaram galib ola a’day-ı dine devletüm.<br />
</strong><em>Açıklaması:<br />
</em>Niyetim: “Allah yolunda cihad ediniz.”emrine uymaktır.<br />
Gayretim de: İslam dininin mücerred gayretinden ibarettir.<br />
Hakk’ın fazlı ve Allah erlerinin hikmeti ile,<br />
Küfür ehlini yerle bir edip kahreylemek niyetindeyim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/ya-istanbul-beni-alir-ya-ben-istanbul%e2%80%99u%e2%80%a6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlıların Boğaziçi Tüp Geçit Projeleri</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanlilarin-bogazici-tup-gecit-projeleri/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanlilarin-bogazici-tup-gecit-projeleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 11:17:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[2.Abdülhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı projeleri]]></category>
		<category><![CDATA[proje]]></category>
		<category><![CDATA[tüp geçit]]></category>
		<category><![CDATA[tüp geçit projesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=109</guid>
		<description><![CDATA[        Sultan II. Abdülhamîd Han&#8217;ın tahttan indirilmesiyle yarıda kalan birçok projeden sadece birisi olan bu proje, şu an yapımı devam eden tüp geçit projesinden bir buçuk asra yakın bir zaman önce hazırlanmıştı. İstanbul&#8217;da ulaşım, tarih boyunca hep büyük bir mesele olarak gündemde kalmıştır. İki kıtayı ayıran boğazın bir şekilde geçilmesi bu meselenin odak noktasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;">    <a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/05/tüp.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-110" title="tüp geçit projesi" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/05/tüp.jpg" alt="" width="743" height="194" /></a>    Sultan II. Abdülhamîd Han&#8217;ın tahttan indirilmesiyle yarıda kalan birçok projeden sadece birisi olan bu proje, şu an yapımı devam eden tüp geçit projesinden bir buçuk asra yakın bir zaman önce hazırlanmıştı. İstanbul&#8217;da ulaşım, tarih boyunca hep büyük bir mesele olarak gündemde kalmıştır. İki kıtayı ayıran boğazın bir şekilde geçilmesi bu meselenin odak noktasını teşkil etmiştir. Haliç kısmında ulaşım daha az maliyete sahip gemi ve köprülerle sağlanmışsa da boğaz kısmında ulaşım bu kadar kolay olmamıştır. Gemilerin devreye girmesiyle bir nebze rahatlayan boğaz ulaşımı, daha sonraları demiryolu ve kara vasıtalarının artmasıyla köprü ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple boğazın iki yakasını birbirine bağlayacak köprü ve tünel (tüp geçit)çalışmaları tarih boyunca ve bilhassa son yüzyılda gündemden hiç düşmemiştir.</p>
<p>Bu proje ile alakalı ayrıntılı bilgi almak isteyenler <a title="Yedikıta Dergisi" href="http://www.yedikita.com.tr" target="_blank">Yedikıta Dergisi&#8217;nin </a>13. sayısını temin edebilirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanlilarin-bogazici-tup-gecit-projeleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hamidiye Köprü Projesi</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/hamidiye-kopru-projesi/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/hamidiye-kopru-projesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 15:16:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[2.Abdülhamid]]></category>
		<category><![CDATA[cisr-i hamidi]]></category>
		<category><![CDATA[hamidiye]]></category>
		<category><![CDATA[hamidiye köprü projesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[    Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, İstanbul Boğazı&#8217;nın, Sarayburnu-Üsküdar ve Rumeli Hisarı-Kandilli arasında olmak üzere iki köprü ile bağlanması projesi yapılmıştı. Fransız inşaat mühendisi F. Arnodin&#8217;e 1900 yılında çizdirilen projede köprülerin, Eyfel Kulesi&#8217;nin yapıldığı çelik teknolojisiyle yapılması hedefleniyordu. Sarayburnu-Üsküdar arasındaki aktarma köprünün iki kara tarafından ayakları arasındaki mesâfe 1700 metre idi. Projede beş ayak üzerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter size-full wp-image-87" title="köprü projesi" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/03/19293.jpg" alt="hamidiye" width="600" height="201" />    Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, İstanbul Boğazı&#8217;nın, Sarayburnu-Üsküdar ve Rumeli Hisarı-Kandilli arasında olmak üzere iki köprü ile bağlanması projesi yapılmıştı. Fransız inşaat mühendisi F. Arnodin&#8217;e 1900 yılında çizdirilen projede köprülerin, Eyfel Kulesi&#8217;nin yapıldığı çelik teknolojisiyle yapılması hedefleniyordu.</p>
<p>Sarayburnu-Üsküdar arasındaki aktarma köprünün iki kara tarafından ayakları arasındaki mesâfe 1700 metre idi. Projede beş ayak üzerine kurulması planlanan köprünün orta ayağının 32 metre derinlikteki deniz tabanına oturtulması planlanmıştı. Denizden yüksekliği 50 metre olan köprünün altından asılacak teleferiklerle vagonların taşınması hedefleniyordu. Rumeli Hisarı-Kandilli arasında yapılması planlanan köprü ise ilgili vesîkasında &#8220;Cisr-i Hamîdî&#8221; (Hamîdiye Köprüsü) olarak isimlendirilmiş sâbit bir köprüydü. Projede istasyonların Bakırköy ve Bostancı&#8217;ya kurulması, böylece demiryolunun şehrin dışından geçmesi planlanıyordu.</p>
<p>Proje hakkında ayrıntılı bilgiyi  <a title="Çamlıca Basım Yayın" href="http://www.camlicabasim.com/index.php?sayfa=urundetay&amp;id=50" target="_blank">Çamlıca Basım Yayın&#8217;dan </a>çıkan &#8220;HAMİDİYE KÖPRÜ PROJELERİ&#8221; isimli eserinde bulabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/hamidiye-kopru-projesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8230;</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/istanbul/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/istanbul/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 12:33:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul şiirleri]]></category>
		<category><![CDATA[şehr-i stanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=75</guid>
		<description><![CDATA[    Lale Devri’nin ünlü şairi Nedim, İstanbul’u pek güzel mısralarıyla şöyle tarif etmektedir: Bu şehr-i Sitanbul ki bî misl ü bahâdır, Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır. Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasında, Hurşîd-i cihân-tâb ile tartılsa sezâdır.      İstanbul hayrânı olan şâir Yahya Kemal, aziz İstanbul’u şöyle tasvir eder: Sana dün bir tepeden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter size-full wp-image-76" title="istanbul" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/02/istanbulb.jpg" alt="istanbul" width="900" height="237" />  </p>
<p> Lale Devri’nin ünlü şairi Nedim, İstanbul’u pek güzel mısralarıyla şöyle tarif etmektedir:</p>
<p>Bu şehr-i Sitanbul ki bî misl ü bahâdır,<br />
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır.<br />
Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasında,<br />
Hurşîd-i cihân-tâb ile tartılsa sezâdır.<br />
 <span id="more-75"></span><br />
   İstanbul hayrânı olan şâir Yahya Kemal, aziz İstanbul’u şöyle tasvir eder:</p>
<p>Sana dün bir tepeden baktım, aziz İstanbul!<br />
Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer.<br />
Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul,<br />
Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.</p>
<p>    Asırlar boyunca İstanbul’u pek çok yabancı gelip görmüştür. Pedro de Urdemalas 16. Asırda gördüğü İstanbul için diyor ki: “ İstanbul’u Roma’ya Venedik’e Milano’ya Napoli’ye Paris’e veya Lyon’a benzetmek yanlış olur. Saydığım şehirleri de gördüğüm için diyebilirim ki, hepsi bir araya gelseler; tarihi ehemmiyet, genişlik, mevki, güzellik, ticaret ve bolluk bakımından hep birlikte İstanbul’a yetişemezler.”<br />
   Busbecq, mektuplarında “Allah İstanbul’u sanki dünyânın payitahtı olmak üzere yaratmıştır.” demektedir.<br />
   Leydi Montagu, “Rumlar  İstanbul’da Ayasofya’dan başka görülecek yer olmadığını söylerler. Oysa ki bir çok câmi’ inşâ tarzları ve büyüklükleri itibariyle ondan üstünler.” der. <br />
  Fransız yazar Chateaubriand, “İstanbul dünyânın en güzel yeridir diyenler, hiç de mübâlağa etmiyorlar.” demektedir.<br />
    1848—1865 yılları arasında Osmanlı Bahriyesi’nde müşâvir olarak çalışıp “Müşâvir Paşa” diye meşhur olan İngiliz Amiral Sir Adolphus Slade, İstanbul’un baharını şöyle tarif etmektedir: “Baharın güzelliğinitarif etmek için İstanbul’u görmüş ve onun bağrında bu uyanışı yaşamış olmak gerekir. Bahar İstanbul’a Allah’ın verdiği bir armağandır. Bundan daha nadide bir ihsan olabileceğini sanmıyorum.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/istanbul/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Osmanlı İtfâiyesi</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanli-itfaiyesi/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanli-itfaiyesi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 14:59:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Osmanlı Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı itfaiye teşkilatı]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı itfaiyesi]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlı tulumacıları]]></category>
		<category><![CDATA[tulumbacı]]></category>
		<category><![CDATA[tulumbacılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=69</guid>
		<description><![CDATA[   Tulumbacılar, yangın çıkınca etrafa yayılmadan söndürmek ve mahsur kalanları kutarmak için kurulan bir Osmanlı devri teşkilatıdır. 1720 senesine kadar İstanbul&#8217;da çıkan yangınları, yeniçeriler söndürürlerdi. XVIII. asrın başlarında yangın söndürmek için suyu tazyikle alevlere püskürten tulumba yapıldı ve tulumbacı ocağı kuruldu. 1869&#8242;da belediye merkezlerine, mahallelere tulumbalar verilerek semt tulumbacı ocakları, bir kaç sene sonra da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/02/tulumbacılar.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-139" title="tulumbacılar" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/02/tulumbacılar.jpg" alt="" width="468" height="189" /></a>   Tulumbacılar, yangın çıkınca etrafa yayılmadan söndürmek ve mahsur kalanları kutarmak için kurulan bir Osmanlı devri teşkilatıdır. 1720 senesine kadar İstanbul&#8217;da çıkan yangınları, yeniçeriler söndürürlerdi. XVIII. asrın başlarında yangın söndürmek için suyu tazyikle alevlere püskürten tulumba yapıldı ve tulumbacı ocağı kuruldu. 1869&#8242;da belediye merkezlerine, mahallelere tulumbalar verilerek semt tulumbacı ocakları, bir kaç sene sonra da itfaiye alayları kuruldu. 1923&#8242;ten sonra itfaiye teşkilatı belediyelere devredildi.</p>
<p>    Tulumbacılar şehrin yüksek yerlerindeki yangın kulelerinden yangınları haber alırlar, başta reisleri, omuzlarında su tulumbaları ve yangın söndürme aletleriyle yangın yerine koşarlardı. Yangına koşar adım gidildiğinden neferlerin yorulmaması için uygun yerlerde takım değitirilirdi. tulumbayı sırtlarında taşıyanlara Uşak, tulumba takımının ağası ve yol göstericisine Fenerci denirdi. Borucu su sıkılan boruyu taşır ve alevlere su sıkardı. Kökenci ise borucunun kullandığı boruyu tutarak düşmemesini sağlar hortumcu da hortumları kullanırdı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/osmanli-itfaiyesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sıfır ve Medeniyet</title>
		<link>http://www.osmanlievladiyiz.com/sifir-ve-medeniyet/</link>
		<comments>http://www.osmanlievladiyiz.com/sifir-ve-medeniyet/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 12:54:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Halil Mustafa Güler</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır rakamı]]></category>
		<category><![CDATA[sıfır ve medeniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.osmanlievladiyiz.com/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[       İslam matematik bilgisinin batıya yayılmasından önce Avrupa Kültürübir rakam sisteminden bile mahrumdu. Eski Yunan-Latin kültürünün rakamsız olduğundan sayılar rakamla değil harfle anlatılmıştır. Roma rakamlarında her sayı bir harfle ifade edilir. Mesela &#8220;I&#8221; harfi &#8220;bir&#8221; adedini,  &#8221;V&#8221; harfi &#8220;beş&#8221; adedini, &#8220;X&#8221;  harfi &#8220;on&#8221; adedini ve &#8220;C&#8221; harfi de &#8220;yüz&#8221; adedini gösterir! Fakat bu sistemde en [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-52" title="adsız" src="http://www.osmanlievladiyiz.com/wp-content/uploads/2010/01/adsız.bmp" alt="adsız" />       İslam matematik bilgisinin batıya yayılmasından önce Avrupa Kültürübir rakam sisteminden bile mahrumdu. Eski Yunan-Latin kültürünün rakamsız olduğundan sayılar rakamla değil harfle anlatılmıştır. Roma rakamlarında her sayı bir harfle ifade edilir. Mesela &#8220;I&#8221; harfi &#8220;bir&#8221; adedini,  &#8221;V&#8221; harfi &#8220;beş&#8221; adedini, &#8220;X&#8221;  harfi &#8220;on&#8221; adedini ve &#8220;C&#8221; harfi de &#8220;yüz&#8221; adedini gösterir! Fakat bu sistemde en zaruri rakam olan &#8220;sıfır&#8221; yoktur. Sıfırsız Roma rakamları ile de matematik ilimler kurulamayacağı tabiidir. Profesör Risler&#8217;in 1955&#8242;de yayınlanan eserinde İslam eseri olan sıfırın keşfi çöyle izah edilir:<span id="more-51"></span></p>
<p>&#8220;Herhalde hiç tereddüde kapılmadan denilebilir ki &#8220;sıfır&#8221;ın icadı insanoğlunun en büyük keşiflerinden biridir.</p>
<p>Rakam sisteminin en zaruri esası olan sıfırın bir islam icadı olduğu da şöyle anlatılır:</p>
<p>&#8220;Miladın 976 tarihinde Mehmed bin Ahmed&#8217; in Mefatihu&#8217;l Ulum adlı eserinde eğer onlar hanesinde (basamağında) hiçbir sayı mevcut değilse sırayı muhafaza için küçük bir daire yani sıfır konulması, yazılı idi. İşte bu daire Arapça&#8217;nın boş anlamına gelen (sıfır) kelimesinden Latinceye geçen (zero) nun menşeidir. Eski Yunanlılar da, Romalılar da sağlam bir rakam sistemi keşfedememişlerdir. Eski insanlar hep parmakları ile saydıkları için, batı aleminde  hesap ilmi Mehmed b. Ahmed&#8217;in sıfırı keşfinden ikiyüz elli yıl sonra sıfır kullanılıncaya kadar inkişaf edememiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.osmanlievladiyiz.com/sifir-ve-medeniyet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

