BURSA’DA TARİH; YAZILMAYA DEVAM EDİLİYOR
-Bursa Büyükşehir Belediyesi, kentin soyut kültürel mirasının ayağa kaldırılması yönündeki çalışmalar kapsamında 6 yeni eseri daha Bursa belgeliğine kazandırdı.
- Başkan Altepe, Bursa’nın tarih, kültür ve tüm değerlerini ortaya çıkaran daha birçok eserin yazım aşamasında olduğunu belirterek, “Tarih; yazılmaya devam ediliyor” dedi. Devamını okuyun »
Bursa’nın önemli değerlerinden biri olan Muradiye Külliyesi restorasyonuna beklenen karar çıktı
Uzun zamandan beri ilgi bekleyen külliyeler özellikle Muradiye Külliyesi anıtlar kurulundan alınan izinle Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restorasyonu başlatılacak. Muradiye Külliyesi, Bursa’da Osmanlı Sultanları tarafından yaptırılan son külliyedir. Sultan 2. Murat tarafından 1425-1426 yılları arasında yaptırılmış ve içinde bulunduğu semte ismini vermiştir. Devamını okuyun »
YA İSTANBUL BENİ ALIR, YA BEN İSTANBUL’U…
Yazar: Halil Mustafa Güler | Kategori: Osmanlı Tarihi Asırlar boyunca İstanbul birçok devletin gözdesi olmuş ve orayı ellerinde bulundurmak istemişlerdir. Yine şehri birçok yabancı seyyah gezmiş, hakkında sözler söylemiş ve şehre âşık olanlar uğruna şiirler yazmıştır. Pedro de Urdemalas 16. Asırda gördüğü İstanbul için diyor ki: “ İstanbul’u Roma’ya Venedik’e Milano’ya Napoli’ye Paris’e veya Lyon’a benzetmek yanlış olur. Saydığım şehirleri de gördüğüm için diyebilirim ki, hepsi bir araya gelseler; tarihi ehemmiyet, genişlik, mevki, güzellik, ticaret ve bolluk bakımından hep birlikte İstanbul’a yetişemezler.”
Busbecq, mektuplarında “Allah İstanbul’u sanki dünyânın payitahtı olmak üzere yaratmıştır.” demektedir. Devamını okuyun »
Osmanlıların Boğaziçi Tüp Geçit Projeleri
Yazar: Halil Mustafa Güler | Kategori: Osmanlı Tarihi
Sultan II. Abdülhamîd Han’ın tahttan indirilmesiyle yarıda kalan birçok projeden sadece birisi olan bu proje, şu an yapımı devam eden tüp geçit projesinden bir buçuk asra yakın bir zaman önce hazırlanmıştı. İstanbul’da ulaşım, tarih boyunca hep büyük bir mesele olarak gündemde kalmıştır. İki kıtayı ayıran boğazın bir şekilde geçilmesi bu meselenin odak noktasını teşkil etmiştir. Haliç kısmında ulaşım daha az maliyete sahip gemi ve köprülerle sağlanmışsa da boğaz kısmında ulaşım bu kadar kolay olmamıştır. Gemilerin devreye girmesiyle bir nebze rahatlayan boğaz ulaşımı, daha sonraları demiryolu ve kara vasıtalarının artmasıyla köprü ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple boğazın iki yakasını birbirine bağlayacak köprü ve tünel (tüp geçit)çalışmaları tarih boyunca ve bilhassa son yüzyılda gündemden hiç düşmemiştir.
Bu proje ile alakalı ayrıntılı bilgi almak isteyenler Yedikıta Dergisi’nin 13. sayısını temin edebilirler.
Sultan İkinci Abdülhamid Han zamanında, İstanbul Boğazı’nın, Sarayburnu-Üsküdar ve Rumeli Hisarı-Kandilli arasında olmak üzere iki köprü ile bağlanması projesi yapılmıştı. Fransız inşaat mühendisi F. Arnodin’e 1900 yılında çizdirilen projede köprülerin, Eyfel Kulesi’nin yapıldığı çelik teknolojisiyle yapılması hedefleniyordu.
Sarayburnu-Üsküdar arasındaki aktarma köprünün iki kara tarafından ayakları arasındaki mesâfe 1700 metre idi. Projede beş ayak üzerine kurulması planlanan köprünün orta ayağının 32 metre derinlikteki deniz tabanına oturtulması planlanmıştı. Denizden yüksekliği 50 metre olan köprünün altından asılacak teleferiklerle vagonların taşınması hedefleniyordu. Rumeli Hisarı-Kandilli arasında yapılması planlanan köprü ise ilgili vesîkasında “Cisr-i Hamîdî” (Hamîdiye Köprüsü) olarak isimlendirilmiş sâbit bir köprüydü. Projede istasyonların Bakırköy ve Bostancı’ya kurulması, böylece demiryolunun şehrin dışından geçmesi planlanıyordu.
Proje hakkında ayrıntılı bilgiyi Çamlıca Basım Yayın’dan çıkan “HAMİDİYE KÖPRÜ PROJELERİ” isimli eserinde bulabilirsiniz.
Lale Devri’nin ünlü şairi Nedim, İstanbul’u pek güzel mısralarıyla şöyle tarif etmektedir:
Bu şehr-i Sitanbul ki bî misl ü bahâdır,
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır.
Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasında,
Hurşîd-i cihân-tâb ile tartılsa sezâdır.
Devamını okuyun »
Tulumbacılar, yangın çıkınca etrafa yayılmadan söndürmek ve mahsur kalanları kutarmak için kurulan bir Osmanlı devri teşkilatıdır. 1720 senesine kadar İstanbul’da çıkan yangınları, yeniçeriler söndürürlerdi. XVIII. asrın başlarında yangın söndürmek için suyu tazyikle alevlere püskürten tulumba yapıldı ve tulumbacı ocağı kuruldu. 1869′da belediye merkezlerine, mahallelere tulumbalar verilerek semt tulumbacı ocakları, bir kaç sene sonra da itfaiye alayları kuruldu. 1923′ten sonra itfaiye teşkilatı belediyelere devredildi.
Tulumbacılar şehrin yüksek yerlerindeki yangın kulelerinden yangınları haber alırlar, başta reisleri, omuzlarında su tulumbaları ve yangın söndürme aletleriyle yangın yerine koşarlardı. Yangına koşar adım gidildiğinden neferlerin yorulmaması için uygun yerlerde takım değitirilirdi. tulumbayı sırtlarında taşıyanlara Uşak, tulumba takımının ağası ve yol göstericisine Fenerci denirdi. Borucu su sıkılan boruyu taşır ve alevlere su sıkardı. Kökenci ise borucunun kullandığı boruyu tutarak düşmemesini sağlar hortumcu da hortumları kullanırdı.
İslam matematik bilgisinin batıya yayılmasından önce Avrupa Kültürübir rakam sisteminden bile mahrumdu. Eski Yunan-Latin kültürünün rakamsız olduğundan sayılar rakamla değil harfle anlatılmıştır. Roma rakamlarında her sayı bir harfle ifade edilir. Mesela “I” harfi “bir” adedini, ”V” harfi “beş” adedini, “X” harfi “on” adedini ve “C” harfi de “yüz” adedini gösterir! Fakat bu sistemde en zaruri rakam olan “sıfır” yoktur. Sıfırsız Roma rakamları ile de matematik ilimler kurulamayacağı tabiidir. Profesör Risler’in 1955′de yayınlanan eserinde İslam eseri olan sıfırın keşfi çöyle izah edilir: Devamını okuyun »
Arap harfleri çevresinde oluşmuş güzel yazı sanatıdır. Bu sanat Arap harflerinin 6. yüzyıl ve 10.yüzyıl arasında geçirdiği bir gelişme döneminden sonra ortaya çıkmıştır. Hat, Arapça çizgi demektir. Türkler, Müslüman olduktan ve Arap alfabesini benimsedikten sonra uzun bir süre hat sanatına herhangi bir katkıda bulunmamışlardır, bu dönemde Hat sanatının Mükemmel örneklerine Rastlamak mümkün değildir.Bu dönemdeki biçim ve üslup var olan gelişmiş Türk Hat Sanat’ına benzememektedir. Türkler hat sanatıyla Anadolu’ya geldikten sonra ilgilenmeye başladığı tahmin edilmektedir. Bu alanda en parlak dönemlerini de Osmanlılar zamanında yaşadılar. Yakut-ı Mustasımi’nin Anadolu’daki etkisi 13. yüzyıl ortalarından başlayıp 15. yüzyıl ortalarına kadar sürdü. Bu yüzyılda yetişen Şeyh Hamdullah (1429-1520) Yakut-ı Mustasımi’nin koyduğu kurallarda bazı değişiklikler yaparak Arap yazısına daha sıcak, daha yumuşak bir görünüm kazandırdı. Türk hat sanatının kurucusu sayılan Şeyh Hamdullah’ın üslup ve anlayışı 17. yüzyıla kadar sürdü. Hafız Osman (1642-98) Arap yazısına estetik bakımdan en olgun biçimini kazandırdı. Bu tarihten sonra yetişen hattatların hepsi Hafız Osman’ı izlemişlerdir.
Abdal Köprüsü (Osmangazi)
Abdal Köprüsü, Acemler ve Hürriyet Mahalleleri arasında Bursa, Mudanya yolunda, Nilüfer Çayı’nın üzerindedir. Köprüyü Abdal Çelebi isimli bir tüccar 1669 yılında yaptırmıştır. Bursa Salnamelerine göre (1906) 12 gözlü olan bu köprünün iki ucu toprak altında kalmıştır. Köprü 64 m. uzunluğunda, 4.75 m. genişliğindedir. Orta kısım yol seviyesinden biraz daha yüksekte ve sivri kemerlidir.Köfeki taşından yapılan köprünün kuzey tarafında bir mihrap nişi, ayakları üzerinde de selyaranlar bulunmaktadır. Bu köprü 1971 yılında Karayolları tarafından onarılmıştır. Devamını okuyun »
